Yanlış bir savaştasın sevgili ülkem!

Sevgili ülkem,

Günlerdir komşu toprağında, kan revan içinde savaşıyorsun.

Kırmızı beyaz tabutlarla yüreğin sızlarken, adını bile bilmediğin tepeler düştü diye seviniyorsun.

Ekranda, eli sopalı adamlar, renklerle bölünmüş haritalar başında kırmızı oklar çiziktiriyor mütemadiyen… O okların ucunda ölüler olduğundan bahsetmiyorlar.

Ölenler neden ölüyor; söylemiyorlar.

Sarayda öfke saçan bir ağız, her gün sana ölmenin en yüce değer olduğunu söylüyor; sen kerpiç damlı evinden evlatlarını ölüme yollarken, “O kadar yüceydi de sen neden evlatlarını göndermedin” diye soramıyorsun.

Soranların evlerine geceyarısı baltalarla giriyorlar; ses etmiyorsun.

***

Bu, yanlış bir savaş…

Sınırındaki asıl dehşet, askerinin boynuna ip geçirip ateşe veren barbarlıktı. Kızların saç teli göründü diye kafa kesen, put diye tarihi bombalayan, uygarlıktan yana her şeye düşman, karanlığın askerleriydi düşman… Bugün seni uçuruma sürükleyenler besleyip büyüttü onları… Şimdi onlarla savaşanlarla savaşa sürüyorlar seni…

“Niye” diye sorgulayamıyorsun.

Sorgulayanları ters kelepçe yerlere yatırıp sürüklüyorlar; görmezden geliyorsun.

***

Sor bakalım:

“Bir haftaya kalmaz darmadağın ederiz” diyenler, niye 20 günde bir arpa boyu gidemeyip sınır boylarında köy düşürdük diye zafer çığlıkları atıyor? Şimdi övgüler düzdükleri orduyu, şimdi nefret kustukları ortaklarının kumpasıyla çökertip bütün aydın subayları hapse tıktıkları ya da evlerine yolladıkları için olmasın?..

Bunu sormuyorsun; soranları zindana tıkıyorlar çünkü… Soramadığın gibi, soranlara kızıyorsun.

Yanlış bir savaştasın sevgili ülkem…

“Zeytin dalı” harekâtı, adı Yiğit konmuş bir korkağa benziyor. Seni bataklığa çekmekle kalmıyor, komşularınla onlarca yıl sürecek bir husumeti de ateşliyor. Yapayalnız kaldığın bir bölgede, acısını ilelebet çekeceğin bir husumet bu… Bu yolla terör yok edilse yıllarca, onlarca harekât yapılan Kuzey Irak, yüzlerce kez bombalanan Kandil bugün hala sorun olur muydu?

Bu soruların üstü, devasa bayraklarla örtülüyor. Ölüme davetiye çıkaranların hamasi nutukları ve o nutuklara inananların alkışları o kadar gürültü yapıyor ki, bu sorular duyulmuyor. Soranlara da “vatan haini” damgası vuruluyor. Kulak vermeye bile korkuyorsun.  Ya alkışlıyor, ya izliyorsun.

***

“Kızıl elma’ya gidiyorlar”mış.

Palavra bunlar sevgili ülkem…

Seni, olmayacak bir hayalin peşinde ateşe atıyorlar. Mustafa Kemal’i hatırla! Daha 1921’de, İttihatçıların Pantürkizm, Panislamizm maceraperestliği yüzünden yedi düvelin Türkiye’nin üzerine nasıl çullandığını anlatmıştı sana… Yurtta ve cihanda barışı savunan bir liderin eserisin sen…

Çocuk oyunlarında bile “barış” sözcüğüne tahammül edemeyenlere nasıl itibar edersin?

Nasıl olur da hayatı savunan doktorlara karşı ölümü

savunanların peşinden gidersin?

Bunun, senin değil, siyasi bir çaresizliğin, kişisel bir kıstırılmışlığın savaşı olduğunu, Saray kapısına bu cenkle merdiven konduğunu nasıl görmezsin?

***

Bak işsiz evlatların, gün be gün ateşe veriyor cılız bedenlerini; onların yangınını görmeyesin diye başka yerlerde yangın çıkarıyorlar.  Anlamıyor musun?

Anlayanları taşlayıp linç ediyorlar.

Duymamak için televizyonun sesini açıyorsun. Orda da yalan söylüyorlar sana… Girdiğin savaşta neler olup bittiğini bütün dünya görüyor, bir tek senin görmene izin vermiyorlar. 20 ekran, 20 gazeteyle bağladılar gözlerini…  Uçuruma gittiğini anlamayasın diye…

“20-25 şehidimiz var”mış. 3’ün 5’in ne önemi var onlar için? Yanan senin evlatların… Ateş düşen senin ocağın…

***

İnanma!

Benzer bir çılgının peşine düşüp insanlık tarihinin en büyük felaketine sürüklendiğini göremeyenlerin ülkesinden yazıyorum bu satırları… “Bilmiyorduk, duymamıştık” diye yere bakıyorlar şimdi…

Benzer bir utancı yaşamayalım.

Biz, barışa, özgürlüğe, demokrasiye, laikliğe sevdalı, komşularıyla dost, dünyayla barışık, çağdaş bir ülke hayalinin çocuklarıyız.

Asıl savaşımız, karanlıkla, bağnazlıkla, yoksullukla, cehaletle, zulümle…

Savaş tamtamları arasında sana sesimi duyurabilmem zor. Yine de büyük sessizlikte, “Barış” diye haykırdığı için zindana atılanlara bir ses eklemek için yazdım bunları…

Biliyorum; sonunda, nice acılar pahasına yine barış kazanacak.

“Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak…”

2018-02-12T17:17:27+00:00