Türkiye, katili tanıyor

Erk Acarer

Bülent Kılıç: AFP

Türkiye’deki IŞİD yapılanması, devletin gözetimi ve onayı altında gerçekleşti ve sadece dış politikada değil, iç politikada da kullanıldı. Sonuç, katliam oldu.

3 Mart 2009’da, Pakistan’dan İstanbul Atatürk Havalimanı’na inen uçaktan sarı saçlı, renkli gözlü, oldukça yakışıklı, genç bir yolcu çıktı. Selefi sakalı, ‘bebek yüzüne’ tezat oluşturan Yunus Durmaz, terminalde gözaltına alındı. Pakistan’dan el Kaide üyesi olduğu gerekçesiyle sınır dışı edilmişti. Ne var ki Türkiye’de hemen serbest bırakıldı. Memleketi Antep’e döndü. Emniyet tutanaklarındaki ifadesine özetle şu satırlar düştü:

“Ağrı’dan çıkıp İran’a gittik. Bir buçuk yıl buradaki mescitte Kuran dersleri aldık. Birçok Türk vatandaşı geldi gitti. İran’a gelen Tebliğ Cemaati mensuplarının daveti üzerine kaçak yollarla Pakistan’a girdik…”

Türkiye’de devlet, iktidar ve cihatçı ilişkilerini kısa yoldan özetlemek için Pakistan’dan el Kaideli olduğu için sınır dışı edilen ‘yolcunun’ durumuna bakmak yeterli… O tarihten beri bilinen, dahası fiziki ve teknik olarak takip edilen Yunus Durmaz; 2015’teki Ankara Katliamı’nın baş mimarı… Yani, ‘devlet görmezden geldi’ ya da ‘yol verdi’ sözleri boş değil…

Suriye yolu cihatçı dolu

Türkiye’deki IŞİD yapılanması, çıkış noktası itibarıyla Irak ve Suriye’deki dönüşüme benziyor. Örgütün mihenk taşı el Kaide… Yapının militan ya da sempatizanları Suriye’deki iç savaşla birlikte sert bir değişim geçirdi.

IŞİD yapılanmasını anlamak için önce, her şeyin başladığı yer olan Suriye’ye neden-sonuç ilişkileriyle Türkiye tarafından bakmakta yarar var:

Arap Baharı’na benzer etkinin ikinci perdesi, Suriye’de açıldı. Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad’a karşı ‘demokratik bir Suriye’ özlemiyle başlatılan protestolar, kısa süre içinde başka yöne savruldu. ‘Yıkım ve pay’ üzerine Suriye dışından kurgulanan oyun, cihatçıları da ülkedeki önemli aktörler haline getirdi. Cihatçılar, beslendi, eğitildi, dönüştürülüp, silahlandırıldı.

Sonun başlangıcı Dera

Fitil, kimsenin aklının ucundan bile geçmeyen küçük ve sıradan bir sınır şehirde, Dera’da ateşlendi. Dera’nın durumu, tarumar edilen ülkeler ve emperyalizm konusunda bize ipuçları veriyor. ABD’nin istediği rejim değişikliği, sadece doğalgaz, petrol, altın, tarihi eserler ve jeopolitik önem ile ilgili değildi. Esad’dan kurtulmak, aynı zamanda, Filistin halkının sesi olan az sayıdaki Arap liderlerin birinden kurtulmak anlamı da taşıyordu.

Dera, CIA’ye kullanım kolaylığı sağladı. Ürdün sınırındaki şehre Libyalı teröristler kolayca geçirildi. İletişim ofisleri, ‘taşımacılığın’ yanı sıra kurgu üretmeye de yaradı.  Senaryo; “duvarlara yazılama yapan gençlerin gördüğü zulüm” üzerine şekillendirildi. Gerçekte ne o gençlerin izine ne fotoğraflarına ne de ailelerine ulaşılabildi. Bu şaibelerden önce, ‘devrim imamı’ olarak da bilinen Şeyh Ahmed el-Sayasne’nin görevli olduğu Ömer Camii’ne silahlar yığılmıştı. Suriye, sonun başlangıcındaki noktadaydı.

Çıkar sağlama ve nemalanma fikrinin, Vehabizm ile birleşmesi, ülkede ağır bir bilançonun ortaya çıkmasına yol açtı. Sivil toplum kuruluşları ve siyasi temsilcilerin sunduğu raporlar, resmi rakamların çok ötesindeydi:

Ölen 500 bin insan…

Bir milyon yaralı…

Ülke içinde ve dışında yer değiştirmek zorunda kalan 11 milyon Suriyeli…

 

Cumasızlar

‘Selef’ kelimesi önceki kuşakları ifade eder. Zaman geçse de Hz. Muhammed devrindeki gibi bir dini hayat sürmenin şart olduğuna inananlara ise ‘Selefiler’ adı verilir. Hareketin son evresi Suudi Arabistan kökenlidir. Kurucusu, Muhammed bin Abdülvehhab’dan dolayı ‘Vehabilik’ adını alır. Mezhepçilik ve tekçiliğin en koyu halidir. Selefiler ve özellikle IŞİD,  cuma namazı kılmadığı ve buna karşı çıktığı için ‘Cumasızlar’ olarak da bilinmektedir.  IŞİD, sistemi dışındaki fikirlerle kavgalıdır. İşgal ettiği yerler dışındaki topraklarla savaştadır.  Savaşta ise Cuma namazı kılınmaz! 

 

Türkiye’ye sıçrayan çamur ve koçbaşı IŞİD

Suriye bir mangalsa; ABD o tezgâhın her zamanki kurucusu, Ürdün ilk ateşi, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye, hem maşası hem yelpazesidir. İçinde çeşit çeşit dinci barındıran, dizayn edilmiş Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), el Kaide ve ondan kopan Nusra ile IŞİD ise düzeneğin çöpleridir. Öte yandan Suriye’de gün geçtikçe kalabalıklaşan savaş alanı; basit bir gerçeğin ifşasıdır:

Nemalanmak isteyen Suriye’ye koşacaktır.

Ülkede, ne olduğunu anlamak için alandaki silahların ve savaş araçlarının marka ve menşelerine bakmak yeterli…

Bu ortamda eli silahlı selefiler her geçen gün biraz daha büyütüldü. Elbette Türkiye de üzerine düşen rolü oynadı. AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başından beri Suriye savaşına müdahil olmak istediği biliniyordu. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)-devlet-iktidar işbirliği ile Türkiye’de cihatçılarla düzenlenen toplantılar, ‘Şam’da namaz kılma’ rüyasının somut yansımasıydı.

Suriye bir bataklığa dönüşüp, IŞİD geniş alanları tutarken çamur, kısa zaman içinde Türkiye’ye de yayıldı. Ne var ki bu durum İslam coğrafyasında sultanlık fırsatı kollayan Erdoğan’ın işine geldi. ‘Cumasızlar’, dışarıda fetih ve Suriye’de Cuma hayalini diri tutarken, bir süre sonra içerde de açılmakta zorlanan kapılar için, bir koçbaşı ya da maymuncuk olacaktı.

Suriye’de savaş başlamadan önce Türkiye

Suriye’de çatışmalar henüz başlamamışken, Türkiye’de olanlara bakmak bazı noktaları daha anlaşılır hale getirebilir. Hatay, Reyhanlı’da yaşayanların ifadeleri ilginçtir:

“Savaştan önce, Suriye’ye uzanan yeni yollar açıldı. Büyük araçlara geçiş alanları yaratıldı. Bükülmez köyü, Cilvegözü adeta bir şantiye oldu.”

İmar ve ıslah faaliyetlerini karşı tarafa aktarılan silahlar ve geçip giden cihatçılarla ilişkilendirmek hiç de zor değil. Karışıklığın hemen başında İdlib’e ve Halep’e Türkiye üzerinden cihatçılar geçmeye başladı. Afganistan, Avrupa ve Kuzey Afrika’dan, Türk Havayolları’na ait uçaklarla Türkiye’nin çeşitli illerine taşınan cihatçılar, iktidarın ‘tercih ettiği’ otobüs firmalarıyla Suriye’deki savaş bölgelerine dağıtıldı. Suudi Arabistan ve Katar sermayesi ile cihatçılar daha da şişirildi; yangın büyütüldü.

 

IŞİD sözlüğü

IŞİD’ciler, örgüt terminolojisine dayalı hitap şekillerini tercih eder. Bazı kelimeler ve anlamları şunlardır:

Akhi (ahi) : Kardeş (Erkekler için)

Uhti : Kardeş (Kadınlar için)

Amel : Eylem

Makar. : Çatışmalı bölgeler ve Türkiye’de geçici olarak kullandıkları ikamet.

Emir. : Bir bölgedeki örgüt üyelerinden sorumlu, üst düzey yönetici.

İstişhad eylemi : Canlı bomba eylemi.

Tağut : Allah’ın hükümlerine uymayan. 

Tekfir : Kâfir ilan etme.

Devle : IŞİD.

Ribat : Nöbet.

Dar’ul küfür : Küfür toprakları.

Dar’ül İslam : IŞİD’in kontrol altında tuttuğu topraklar.

Müzahir : Destekçi.

 

Değişen Türkiye

Suriye, cihatçılar tarafından yıkılırken, gelişmelerin etkisi, Türkiye’ye de gün geçtikçe daha fazla hissedilmeye başladı. Başta Antep, Hatay ve Urfa olmak üzere pek çok noktada, Adıyaman, Mersin, Adana, İstanbul, Ankara’da, IŞİD kök salmaya başladı. Kevgire dönen sınır bölgelerinden Suriye’ye cihada gidenler, Türkiye’nin önemli şehirlerini de üsse çevirdi. Önemli pilot bölgelerdeki tanıklıklarımız, aktarılanlar ve üzerine eklediğimiz belgelerle konuyu biraz daha derin hale getirmek mümkün olabilir:

Hatay’da: ‘Her şey o dükkânda başladı!’

Suriye krizinin ilk yıllarında sadece Hatay, Reyhanlı’dan 300 kadar kişi IŞİD’e katıldı. Örgütün, Türkiye yapılanmasının lideri olduğu ve ülkedeki önemli katliamların emrini verdiği ileri sürülen İlhami Balı da Hatay’dan Suriye’ye geçenler arasındaydı. Balı’nın hikâyesi, aynı zamanda Türkiye’deki dönüşümü ortaya koymak açısından çarpıcıydı. Hatay’daki bir arkadaşı, Balı hakkında şunları anlatıyordu:

“Reyhanlıspor’da birlikte top oynardık, stoperdi, çok sakindi. Dini eğilimleri hep vardı. Ancak gittikçe radikalleşti. El Kaide üyesi olduğu gerekçesiyle birkaç yıl cezaevinde kaldı. Suriye, kendisini ve çevresindekileri iyiden iyiye değiştirdi. Reyhanlı’da, sanayide elektrikçilik yapıyordu. Zaten her şey orada çığırından çıktı. Dükkânda patlayıcı yapmaya başladılar. Bir süre sonra Suriye’ye yerleşti. Çok kişiyi cihad için karşıya geçirdi.”

Her şey bu kadar basit olabilir mi?

Koşullar önceden hazırlanmışsa muhtemelen…

Sadece militan değil, zihniyet yarattılar

Türkiye’de cihatçıların serpilip büyümesini sağlayan zemin adım adım hazırlandı. 15 yıldır iktidardaki AKP’nin ektiği siyasal İslam’a uygun tohumlar, gözle görülür şekilde büyüdü. Her şeyden önce bir ‘zihniyet’ olan IŞİD, ülkeyi kısa zamanda katliam fayına da çekti.  Bu zihniyet, kısa sürede sayısı azımsanmayacak ölçüde militan ve sempatizan yarattı.

10 Ekim 2015’te 109 kişinin ölümüne yol açan Ankara Katliamı’ndan sonra Konya’da İzlanda ile oynanan milli maç öncesi gerçekleştirilen saygı duruşunda ‘taraftarın’ ölenleri yuhalaması, Paris’teki IŞİD saldırısının hemen ardından Antep’te araç konvoyu yapılması, yine aynı şehirde IŞİD bayraklı gelin arabasıyla nikâh turu atılması, ‘o azımsanmayacak’ sayıyı deşifre ediyordu.

Urfa’da: Sınır boyunca kesilen teller

Yaratılan tabanda, IŞİD cirit atmaya başlamıştı. Büyük katliamlara çeyrek kala, selefiler sınır boylarını mesken tuttu. Urfa Harran’da, IŞİD’cilerin kaldığı oteller, gece sınır geçişleri olağanlaştı. Akçakale’de bölge muhabirlerinin deyimiyle, “IŞİD’in nefesi hissediliyor”du. İlçenin karşısındaki Telabyad’da, YPG’nin IŞİD’i kovmasından önce yaşananlar, olan bitenin özetiydi.

17 yaşındaki M.Y. ve 20 yaşındaki B.Y.’nin, Diyarbakır’dan Urfa’ya, oradan da Rakka’ya uzanan öyküleri oldukça çarpıcı… Baba H.Y.’ye kulak verelim:

“Kızlarım internette IŞİD’le tanışmış. Bir gün, dışarı çıkıp dönmediler. Bilgisayarına bakınca, bir harita üzerinden Akçakale’ye ok çıkarıldığını gördük. Emniyet ve araya soktuğumuz bürokratlar, hatta bölge vekilleri, ‘Bu iş boyunuzu da, boyumuzu da aşar’ dediler. 60-70 kişilik bir akraba grubuyla Diyarbakır’dan Akçakale’ye geçip, 50 kilometrelik sınır boyuna dağıldık, çocuklarımızı aramaya başladık. Evleri, ahırları gezdik. Samanlıklarda, İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan gelip, IŞİD bölgesine geçmek için saklanan gencecik kızları görüyorduk. Kucaklarında bebeklerle bekleyen çarşaflı kadınlar vardı. Sınırda, bahçe makasıyla kesilip tekrar bağlanan tellere şahit oluyorduk. İnsan simsarları bekliyordu. Çeteler her yerdeydi, ama asker de polis de onları görmüyordu! Siyah bir IŞİD kimliği hazırlanıyor, alelacele çektirilen resim, üzerine yapıştırılıyordu. Böylece insanlar sözde IŞİD devletine katılmış oluyordu. Çetecilerin araçları içindeki polisleri hayretle izliyorduk. Emniyet kızlarımızı bildiği, izlediği halde bulamadı! Onları IŞİD kandırdı, devlet koridor açtı.”

“Biz IŞİD’in içindeyiz!”

Kendi tanıklıklarımızı, anlatılanların üzerine koyalım:

Akçakale’de iki taraf arasında koordinasyonu sağlayan simsarlar, kişi başına 100-250 dolar arasında ücret alıyor.

Gümrük bölgesini bilenler anlatıyor:

“Karşıya, sadece insan geçmez. Yüklü miktarda trafo yağı gider, gübre geçer. Trafo yağı, 0.5’lik gübre ile karıştırılınca, çok şiddetli bir patlayıcıya dönüşür. Tıbbı malzemeler Urfa ve Antep’teki merdiven altı depolarda imal edilip, sınardan kayıtsız çıkarılır!”

YPG ile savaş başlamadan önce, IŞİD, akşam saatlerinde ilçede devriye dahi atıyordu. Hem de sokaklarda polis ekip otoları olduğu halde… Türkiye’ye ait ambulanslar, sürekli Telabyat’a girip-çıkıyordu. Daha çatışmalar başlamadığından,  ölen ya da yaralanan yoktu. O halde ambulanslar, kime, ne taşıyordu?

Akçakale ve Telabyad arasında bulunan tampon bölgeye geçme fırsatım da oldu. IŞİD militanlarıyla böylece yüz yüze geldim. Üzerinde ihram bulunan, yapılı bir şahsın Türkçe konuştuğunu duydum. Hakkında söylenen, “Eski bir özel harekâtçıdır” sözlerini not düştüm. Onca tanıklıktan sonra görüp de inanmak istemediğimi sordum:

“Gerçekten durum bu mu? IŞİD aramızda mı?”

Cevap bir hayli ilginçti:

“Hayır, biz onların arasındayız!”

 

Meğer her sakallı IŞİD’ciymiş!

Haziran 2015’te Urfa Valisi, “Burada IŞİD’ci var mı?” diye soran gazetecilerin bir bölümünü gözaltına aldırdı. Oysa ulaştığımız belgelerde örgütün Urfa’da, ‘paralel vali’ bile atadığını görmüştük. O dönem, “Vali, ‘valiyi’ de görmemiş!” başlıklı haberde şunları yazdım:

“…Belediye’nin hemen arkasında, ismiyle Somalili vahşi cihatçılara atıf yapan Eş-Şebab adlı bir otel bile açılmış. Otele, turistik bölgelere eylem planlayan IŞİD’ciler yerleştirilmiş. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ‘DEAŞ faaliyetleri’ konulu 06.08.2015 tarihli yazısı bir skandalı daha anlatıyor: Aranan Abu Malik Fransi isimli örgüt üyesinin, IŞİD tarafından şehre ‘vali’ olarak atandığı ortaya çıktı. Öte yandan Antalya’da eylem potansiyeli bulunan Muhammed Ahmet El Hıdır’ın, Urfa Belediyesi’nin arkasında bulunan ve Suriyeli şahısların işlettiği “Eş-Şebab” isimli otelde kaldığı anlaşıldı.”

 

Antep: Selefileri, baklavasından daha meşhur hale gelen şehir

Antep’in yerel ve idari amirleri de IŞİD konusunda benzer bir refleks gösteriyordu:

“Burada IŞİD ne gezer?”

Fakat Antep’te sokağın sesi farklı şeyler söylüyordu:

“Pek çok kişi Karkamış ve Kilis, Elbeyli üzerinden Suriye’ye geçip örgütleniyor. Tuhaf bir evrime şahitlik ediyoruz. Konuşup bilgi aldıklarımız, aynı mekânları paylaştıklarımız, önceleri dost olduklarımız, derneklere gidip geliyor. Küfürlü konuşmalar, yerini ‘Allah razı olsun’ sözlerine bırakıyor. Jean’lar önce kumaşa, ardından şalvara dönüşüyor. Kamuflaj pantolon ve bomba yeleği diken atölyeler açılıyor.”

 

Dernekler, mahalleler, camiler

IŞİD, bulaşıcı bir hastalığa benziyordu. Antep’te özellikle, dernekler ile yayılıyordu. Genç Ensar ve Yunus Durmaz’ın kurmuş olduğu “Genç Muhavvitler” gibi dernekler, örgüte eleman kazandırıyordu. Motosikletli çeteler, Düztepe, Yeşilkent, Cinderesi, Perilikaya, Nizip caddesinde toplanıyordu. Katliamlara giden yolda, “Islahder”, “Bülbülzade Vakfı” gibi kurumlar görmezden geliniyordu. Onca insanın ölümünden sonra bile çoğu isim değiştirerek yoluna devam etti. “Genç Muhavvitler” kapatılıp, yerine “Ahsender” açıldı. Tabela değişse de zihniyet aynı kaldı. Her yerde faaliyetlerini sürdüren “Cumasızlar”, örgütlenmeye devam etti. Toplumun bildiğini devlet hâlâ bilmezden geliyordu. Halkın temiz duyguları da sömürülüyor, IŞİD, buluşmak, toplanmak, katliam planı yapmak için Hacı Mehmet Karatoyuk, Şirinevler, Şehitler, Habeşi Bilal ve Ulu Cami gibi ibadethaneleri de kullanıyordu.

 

“Sıkıntı yapma, zaten onlar sizi bulacaklar!”

İnsan geçmişi düşünüp gelecek için kaygılanıyor.

Henüz katliamlar başlamadan, Antep’te, Perilikaya semtindeki bir oto tamirhanesinde, geçmişten tanığımız gençlerin dönüşümlerini gözlemlemiştim. IŞİD konuşuluyordu. İçlerinden bazıları, din adına cinayet işleyen selefileri, ‘namazında niyazında İslam sevdalıları’ olarak tanımlıyordu. IŞİD’in Antep’te filizlenmekle kalmayıp kök salmaya başladığını böylece anlamıştım. Cihatçılarla dolaylı ya da direk temas vardı.

“Bir vakıftan bilgi almamız ya da bir radikalle konuşabilmemiz mümkün mü” diye sorduğumda, biri; o ilginç kehanette bulunmuştu:

“Sıkıntı yapma, zaten onlar sizi bulacak!”

Evet; bizi, toplumu buluyor, öldürüyorlardı. IŞİD’ciler, parça parça insan, sayfa sayfa tutanak olup hayatımıza giriyordu.

Kehanet gerçek oluyordu.

 

IŞİD Türkiye’de

İddianameler, IŞİD katliamlarının, Antep hücresi tarafından örgütlendiğini gösteriyor. Hücrenin, Adıyaman’da, ‘bombacı yetiştiren’ ‘Dokumacılar Grubu’ ile bağlantısı var. İddianamelere yansıyan bazı önemli isimlere ve görev dağılımına bakalım:

• Beyin takımı :

İlhami Balı-Türkiye sorumlusu olduğu iddia ediliyor- Kod adı: Ebu Bekir-Firari

Diyarbakır, Suruç, Ankara ile Atatürk Havalimanı ve İstiklal Caddesi saldırılarının emrini verdiği ileri sürülüyor. Uzun süre savcılık emriyle dinleniyor, ancak gözaltına alınmıyor. Sınırda asker vurulması ve kaçırılması olaylarından da o sorumlu…

Ankara Katliamı’nın 28 numaralı sanığı. Bingöl’den Elazığ’a geçtiği sırada yakalan IŞİD’li Nihat Ürkmez Ankara’da tutuklanarak cezaevine konuldu. Yunus Durmaz’ın bilgisayarından çıkan çıkan dökumanlar arasında Ürkmez’in, bombacıları Ankara’ya getiren Halil İbrahim Durgun’la fotoğrafları bulunuyordu.

Yunus Durmaz-IŞİD Antep Emiri- Kod adı: Abdüllatif Efe-Kendini patlattı

Ankara katliamının baş mimarı! Otopsi raporu ısrarla verilmiyor. Antep’te görüştüğümüz bir el-Kaide avukatı, ilginç bilgiler aktarıyor: “Onu, 2009 yılından beri görüyoruz. Aslında geçmişle ve cihadla bağı zayıf bir türedi!”

Halil İbrahim Durgun-Katliamların planlayıcılarından- Kendini patlattı

Ankara ve Suruç katliamlarının planlayıcısı; insan kaynağı da sağlıyor. İki canlı bombayı Ankara’ya götüren de o… Durgun, 14 Kasım 2015’te Antep’te yapılan operasyonda kendini patlatıyor. Böylece önemli sırları da beraberinde götürüyor.

Mehmet Kadir Cabael-Düğün saldırısının planlayıcısı-Kod adı: Ebu Hafs- Kendini patlattı

59 kişinin öldüğü ‘düğün katliamı’nın planlayıcısı Cebael de diğer iki önemli IŞİD’ci gibi kendini patlatıp buharlaşıyor! Onun da otopsi raporu halen ortada yok. 

Ahmet Güneş-Kod adı: Abdülhakim Hoca-Firari

Güneş’ler önemli bir müzahir aile. Ahmet Güneş’in ise daha özel bir yeri var. Türkiye IŞİD’inin akıl hocası olduğu ileri sürülüyor.

Deniz Büyükçebi- Sınırdan bombacı geçişi sağlıyor- Firari

Hâlâ Suriye’de olduğu sanılıyor. Türkiye-Suriye sınır sorumlusu olarak da ismi geçiyor. 03.10.2015 ile 15.10.2015 tarihleri arasında telefonu Kilis’ten sinyal veriyor; yakalanamıyor!

Mustafa Delibaşlar-Cüheyman Dayı- Firari

Türkiye IŞİD yapılanmasının önemli isimlerinden… El Kaide ile başlayan kariyerini Antep-IŞİD yapılanması içerisinde sürdürenlerden…

Ökkeş Durmaz-Firari

Yunus Durmaz’ın abisi. Firari. Ankara iddianamesinde onun da ismi yok! Türkiye yapılanması içinde yer aldığına şüphe yok.

• Özel görevliler:

Hacı Ali Durmaz- Antep Emiri olan abisinin sağ koluydu-Kod: Mervan-Tutuklu

Abisinin kendisini patlattığı evde yakalanıyor. Kayda değer bir bilgi vermiyor.

Abdulmuttalip Demir-Depo sorumlusu-Kod: Ebu Meryem-Tutuklu

Hem depo sorumlusu hem de “amel” yapacaklara patlayıcı devreleri sağlıyor. Durmaz’ın kardeşi Gamze Demir ile evli. Eşi ve Talha Güneş ile birlikte yakalanıyor.

Talha Güneş- Patlayıcı uzmanı-Kod: Muhammed Fatih-Tutuklu

IŞİD’in akıl hocası Ahmet Güneş’in kardeşi, Ankara Emniyeti’ne saldırı düzenleyen İsmail Güneş’in ise kuzeni. Ödemeleri yapıyor, ayrıca IŞİD’in kimyasal sorumlusu olarak biliniyor.

Metin Akaltın-Depocu, patlayıcı uzmanı-Kod adı: Ebu Eymen, Kasap Bedo-Tutuklu.

Bombalı eylemlerin tümünü tertipleyenler arasında. Aynı zamanda IŞİD’in depo sorumlularından biri. Geçmişte bira çalmaktan sabıkalı!

• İtirafçı:

Yakup Şahin- Bombacı eskortu- İtirafçı-Kod adı: Danyak Kafa, Kundi, Köylü-Tutuklu

Ankara dosyasının itirafçısı. Canlı bombaları taşıyan otomobile, başka bir araçla eskortluk yapıyor. El Nusra’dan ayrılıp IŞİD’e katılıyor. Savunmasının özeti bir Türkiye klasiği gibi: “Kandırıldım!” Geçmişte uyuşturucu kullanıyor, alkol içiyor. Bira çalan ve uyuşturucu kullanan IŞİD sanıkları… Burada bir parantez açıyoruz; içine Ankara Barosu avukatlarından Önder Alkurt’un sözlerini iliştiriyor ve parantezi bir soruyla kapatıyoruz: “Bir dönem Antep AMATEM’i boşaldı. IŞİD’e çok adam gitti.”

Peki, gerçekte bunlar kim ya da kimler tarafından kullanıldılar?

Öte yandan Şahin’in gerçekten de önemli itirafları var. Ankara Davası’nın ilk duruşmasına onun sözleri damga vuruyor:

“Ankara’ya gittiğim otomobilin içinde uyuşturucu vardı. Polisler çevirmede gördü ama üstünde durmadı. Yakalanınca, polisler ‘birkaç çocuk ölmüş’ deyip güldüler, beraber selfie çektik.”

Canlı bombalar, bombacı ve eylemciler:

Savaş Yıldız-HDP binaları bombacısı-Kod adı: Cihed Eleyni-halen YPG’nin elinde

Geçmişi çok karışık. DHKP-C sanığı. HDP mitinginde bayrakla görülüyor. Verdiği mülakatta saldırıları MİT’in talimatıyla yaptığını iddia ediyor: “Emri, istihbarat elamanı olduklarını öğrendiğim, İlhami Balı ve Yunus Durmaz’dan almıştım.”

Orhan Gönder- Kod adı: Cafer- Diyarbakır bombacısı-Tutuklu

Eylemden bir gün önce Diyarbakır’da kaldığı otel, asker kaçağı olduğunun tespiti üzerine polisler tarafından basılıyor. Fakat tutanakla serbest bırakılıyor. Dahası Gönder, 2013’ten beri polis tarafından ‘tehlikeli şahıs’ olduğu gerekçesiyle aranıyor.

Şeyh Abdurrahman Alagöz- Suruç canlı bombası

Suruç katliamın intihar bombacısı. Memleketi Adıyaman’da içine kapanık birisi olarak anlatılıyor.

Yunus Emre Alagöz-Kod: Ubeyde-Ankara’daki 1. canlı bomba

Kardeşinin Suraç’ta kendini patlatmasından 4 ay sonra o da Ankara’da “istihşad eylemi” yapıyor. 

Mehmet Öztürk-İstiklal Caddesi istihşadcısı

4 kişinin ölümüne 35 kişinin ise yaralanmasına yol açan IŞİD üyesi. Adıyaman’da faaliyet gösterdiği ve Antep hücresinden olduğu, Durmaz grubuyla hareket ettiği anlaşılıyor.

İsmail Güneş-Antep Emniyet Müdürlüğü istihşadcısı

1.05.2016 tarihinde Gaziantep’te Emniyet Müdürlüğüne bombalı saldırıyı düzenliyor. 2 polis yaşamını yitiriyor. Güneş ailesi grubundan…

Yakup Selağzı-Kod adı: Malatyalı-Firari

Ankara İddianamesi’nde ismi olan 23 yaşında iştihşad eylemi heveslisi. Kamyon sürmeyi biliyor. Kamyonla düzenlenecek canlı bomba saldırılarında kullanılması planlanıyor.

• Antep hücresi ve başka şehirlerdeki önemli şahıslar

Mehmettin Baraç-Kod: Ömer Hattap- Tutuklu

Ankara katliamı ile ilgisi araştırılıyor. Bitlis AKP gençlik kolları üyesi olduğunu söylüyor. Abisi polis. Üstündeki silaha rağmen emniyete elini kolunu sallayarak girdiğini anlatıyor.

Nihat Ürkmez- Tutuklu

Bingöl’den Elazığ’a geçtiği sırada yakalanıyor. Bir inşaat işçisi olmasına rağmen, İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) organizasyonu ile Suriye’ye geçip kamp aşçısı olarak görev alıyor!

• Işid büyük bir aile!

Esin Altıntuğ- Halil İbrahim Durgun’un eşi- Tutuklu

Ankara davasının ilk duruşmasında tutuklanıyor. Son

duruşmada ise eşi ile ilgili söyledikleri şaibeyi büyütüyor:

“Üzerinde kan bile yoktu. Sadece çenesi kaymıştı. Çok şey biliyordu, ortadan kaldırıldı.” 

Gamze DemirYunus Durmaz’ın kardeşi, Abdülmuttalip Demir’in eşi- Tutuklu

Kocası ile birlikte yakalanıyor. Evde patlayıcı uzmanı Talha Güneş de bulunuyor. Aramada ele geçirilen 20 kilogram TNT, canlı bomba yeleği ve el bombaları sanıkların eylem arayışı içinde olduklarını gösteriyor.

• Adıyaman hücresi

Mustafa Dokumacı- Dokumacılar Grubu’nun kurucusu-Firari

Dokumacılar Grubu, Suruç katliamı sonrasında kamuoyu gündemine geliyor. Adını kurucusu Mustafa Dokumacılar’dan alan grup, Antep hücresine canlı bomba gönderiyor. Diyarbakır saldırısı faili Orhan Gönder, Suruç ve Ankara istihşadcıları Alagöz kardeşler Dokumacılar Grubu’ndan. Mustafa Dokumacı’nın Adıyaman’dan 400’e yakın kişiyi IŞİD saflarına kazandırdığı tahmin ediliyor. IŞİD’ciler, şehirdeki İslam Çay Ocağı’nda örgütleniyor. Şehirde kime sorulsa, çay ocağını ve ‘faaliyetleri kapsamını’ biliyor. Üst katındaki IŞİD bayrağı bile görünüyor. Ancak ne emniyet, ne idari amirler bu durumu fark etmiyor! Çay ocağı, Suruç’ta 33 kişinin yaşamını yitirmesinin ardından kapatılıyor.

**

Türkiye’deki IŞİD katliamları ve sorular

Türkiye’de 458 kişinin öldüğü 2 bine yakın kişinin yaralandığı IŞİD katliamlarıyla ilgili şüpheler çok. IŞİD, katliamları üstlenmiyor. Bu durum da, şaibeyi arttırıyor. “Türkiye’de, Rakka’dan görece bağımsız bir IŞİD yapılanması mı dizayn edildi” sorusu daima gündemde kalıyor. Daha önemli soru ise; bu yapının birileri tarafından kontrol edilip edilmediği ile ilgili… IŞİD’in eylemlerinin siyasi sonuçları açısından birbirinden ayrıldığı görülüyor. Sözgelimi Atatürk Havaalanı saldırısı ve Ankara katliamı birine benzemiyor. Bazı katliamlar Rakka’ya uzanıyor, bazıları ise güdük kalıyor ve sınır boyu-Antep-Adıyaman hattına sıkışıyor.

İşte o saldırılar ve bilançoları:

• Reyhanlı saldırısı

Ölü sayısı: 52

Yaralı sayısı: 146

• Niğde’de saldırısı-20 Mart 2014

Ölü sayısı: 3

Yaralı sayısı: 8

• Musul Konsolosluğu baskını-11 Haziran 2014

Ölü sayısı: Yok

Yaralı sayısı: Yok

• Süleyman Şah Türbesi kuşatması-1 Ekim 2014

Ölü sayısı: 1

Yaralı sayısı: Yok

• Kilis’te asker kaçırılması- 1 Ocak 2015

Ölü sayısı: Yok

Yaralı sayısı: Yok

• Sultanahmet’te bombalı saldırı6 Ocak 2015

Ölü sayısı: 1

Yaralı sayısı: Yok

• Adana ve Mersin HDP binalarına eşzamanlı bomba- 18

Mayıs 2015

Ölü sayısı: Yok

Yaralı sayısı: Yok

• HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırı- 5 Haziran

2015

Ölü sayısı: 4

Yaralı sayısı: 402

• Suruç katliamı- 20 Temmuz 2015

Ölü sayısı: 34

Yaralı sayısı: 70

• Ankara katliamı-10 Ekim 2015

Ölü sayısı: 101

Yaralı sayısı: 400’ün üzeri

• Sultanahmet saldırısı- 12 Ocak 2016

Ölü sayısı: 13

Yaralı sayısı: 16

• Kilis’e atılan Katyuşalar- 18 Ocak 2016- 26 Nisan

Ölü sayısı: 22

Yaralı sayısı: 100’ün üzeri

• İstiklal Caddesi saldırısı-19 Mart 2016

Ölü sayısı: 4

Yaralı sayısı: 35

• Antep Emniyet Müdürlüğü’ne saldırı-1 Mayıs 2016

Ölü sayısı: 3

Yaralı sayısı: 23

• Atatürk Havalimanı saldırısı- 28 Haziran 2016

Ölü sayısı: 45

Yaralı sayısı: 200’ün üzeri

• Antep düğün saldırısı-20 Ağustos 2016

Ölü sayısı: 59

Yaralı sayısı: 90’ın üzeri

• Fırat Kalkanı Operasyonu -24 Ağustos 2016-31Mart

2017 Bataklıkta yakılan bedenler

Ölü sayısı: Önceden El Bab bölgesinde rehin alınıp 2’si yakılan, 2’si ise vurarak öldürülenlerle birlikte toplam 77 asker.

Yaralı sayısı: Resmi açıklama bulunmuyor.

• Reina saldırısı- 1 Ocak 2017

Ölü sayısı: 39

Yaralı sayısı: 70

**

MİT-İKTİDAR VE IŞİD:

Üç şaibe, üç örnek skandal

1-İnfaz görüntülerine rağmen serbest bırakıldılar

24 Nisan 2014’te, Suruç’ta, 27 R 4081 plakalı araçla Urfa’dan Antep’e giden şahıslar, tesadüfen çevirmeye takıldı. Aracın içerisinde, kendini Antep’te patlatan Ankara katliamının planlayıcısı Yunus Durmaz’ın ağabeyi Ökkeş Durmaz ile yine Antep karakoluna bombalı araçla saldıran İsmail Güneş’in kuzeni Ahmet Güneş vardı. Aracı kullanan ise, el Kaide üyeliğinden sabıkalı Mustafa Delibaşlar’dı. Sanıklar, çevrileceklerini anlayınca yanlarındaki dokümanları aracın camından araziye attı. Yapılan aramada bulunanlar, sanıkların IŞİD üyesi olduğuna şüphe bırakmıyordu. Örgüte ait çok sayıda dokumanın yanı sıra ele geçirilen siyah renkli hard disk’teki ‘infaz videosu’, ağır suç niteliği taşıyordu. Görüntüde, sanıkların da aralarında bulunduğu yaklaşık 15 kişilik bir grup, diz çöktürdükleri şahsa ‘tekbir getirterek’, hep birlikte ateş etmekteydi. Sanıklar, tutuklansa da 6 ay gibi kısa bir süre içinde serbest bırakıldı.

Üç sanığın, Musul rehinelerine karşı takas yapıldığı iddia edildi. Militanların cezaevinden salıverildiği tarihle Musul’da 49 konsolosluk çalışanının Türkiye’ye getirildiği tarihin birbiriyle örtüşmesi, iddiayı güçlendirdi.

Sanıkların serbest bırakılması da ayrı bir skandaldı. Cezaevinden ayrılmalarında MİT’in mahkemeye gönderdiği “IŞİD’le ilgileri bulunmamaktadır” yazısı etkili oldu. Ele geçirilen görüntülerde, Ankara katliamının planlayıcısı Yunus Durmaz’ın yanı sıra IŞİD’in akıl hocası olduğu ileri sürülen Ahmet Güneş de vardı. Yaklaşık bir yıl sonra aynı ekip, Ankara katliamını planlayacaktı.

2.Antep-İstanbul-Avrupa

Yine MİT’in, savcılığın istediği yazıya verdiği bir cevap, IŞİD’in yurtiçindeki saldırılar gibi yurtdışındaki eylem planlarını da önceden değerlendirdiğini ortaya koydu. Buna rağmen katliamlar engellenemedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Gar katliamından 13 gün sonra MİT’ten, olayın arka planına dair bilgiler istedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile paylaşılan belge ve bilgiler, IŞİD’in gerçekleştirdiği pek çok toplu cinayetin önceden tahmin edildiğini gösteriyordu. Belgede MİT, IŞİD’in bilinen, ancak önlenemeyen eylemlerini özetle şöyle sıralıyordu:

Brüksel katliamı

“Aralık 2015 itibarıyla DEAŞ ile bağlantılı şahısların, önümüzdeki yıl, Türkiye ve Belçika’da bir saldırı gerçekleştirmeyi planladığı…”

Sultanahmet katliamı

  “5 kişiden oluşan bir DEAŞ hücresinin 31/12/2015’te Ankara veya İstanbul’da ses getirecek bir intihar eylemi hazırlığı yönünde bilgiler var.”

Kilis saldırıları   

“DEAŞ’a yönelik kara harekâtının hayata geçmesi halinde Kilis başta olmak üzere yurt içinde eylemler olabileceği…”

3-Nasihat Emniyetten, çadır belediyeden
Halen cezaevinde bulunan Murat Taşçı’nın öyküsü ve

ilişkileri, Antep hücre yapılanmasının ve IŞİD’in nasıl yıllarca ‘görmezden gelindiğini’ anlatması açısından önemlidir.

Taşçı’nın tutanaklara yansıyan ifadeleri IŞİD katliamlarının nasıl adeta haber vererek geldiğini gösteriyor. Taşçı, kendisine sorulan Yunus Durmaz ve Ahmet Güneş’i, Suriye’de ölen abisi dolayısıyla tanıdığını belirtirken, farkında olmadan önemli bilgileri de paylaştı. Abisi ölünce belediyeden çadır istediklerini, taziye kurduklarını, yemek organizasyonunu Yunus Durmaz ve Ahmet Güneş’in üstlendiğini anlattı. Aynı günlerde TEM’den iki polisin gelerek, kendisine “Durmaz ve Güneş’ten uzak dur; ağabeyini de onlar kandırdı” dediklerinden de söz etti.

Bunların tümü 2013’te Antep’te yaşandı. Bunun anlamı açıktı:

Katliamları planlayan ekip, iki yıl öncesinden, neredeyse ezbere bilinmekteydi.

**

İki seçim arasında

Suriye bataklığa dönüşürken, Türkiye, katliamlar ülkesi

oldu. Türkiye Başbakanının hayalini kurduğu gibi, Türk ordusu Şam’da Cuma namazı kılamasa da IŞİD’ciler, Türkiye’nin siyasal yapısının etkin bir şekilde değişmesinde rol oynadı. Özellikle Suruç ve Ankara katliamları; ülkede bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını gösterdi.

20 Temmuz 2015 Suruç katliamı, AKP’nin aynı yıldaki 7 Haziran seçim yenilgisinden hemen sonra yaşandı.

Suruç katliamının müştekilerinden biri, durumu şöyle açıklıyordu:

“Bu katliam, AKP’nin kaybettiği iktidarı kanla geri almasının ilk adımıdır!”

Nitekim AKP, 1 Kasım seçimiyle iktidarı geri aldı.

Gerçekte de iki seçim arasında olanlar, çok ‘derin’ ipuçları veriyordu. Defalarca söylenen, ‘Biri önlense, diğer katliamlar da önlenebilirdi’ yargısı, tutanakların, iddianamelerin satır aralarında somutlaşıyordu.

Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde gerçekleşen saldırıdan önce emniyete gelen istihbaratlarda, önlem alınması talep edilmişti. İlçenin önemli yerlerindeki MOBESE’lerin izlenmesi, polislerin olası canlı bombalara karşı güvenlik önlemi alması istenmişti. Ne var ki bu net uyarılara rağmen, patlama gerçekleşti.

Suruç ile Ankara katliamları arasında büyük bağlar vardı:

Ekip aynıydı, katliam bombacıları ise kardeş…

‘Yıllardır takip edilen’ Antep ekibi, her iki katliamı da planlarken, IŞİD’in canlı bomba deposu Adıyaman da görmezden gelindi. Adıyamanlı Şeyh Abdurrahman Alagöz Suruç’u, abisi Yunus Emre Alagöz, Ankara’yı kana buladı.

Devlet, Suruç’u patlatan ve ‘IŞİD’ci olduğu bilinen’ bombacının abisini de “başıboş bıraktı”. Ankara patlamasından önce toplam 62 istihbarat raporu vardı; bunlardan biri de, patlamanın olduğu gün yollanmıştı. Dahası bu istihbarat raporları arasında Suruç’u patlatan bombacının abisi Yunus Emre Alagöz’ün de adı geçiyordu.

Katliamlardan sonra elleriyle koymuş gibi buldular!

İlginç bir durum var:

Uzun süredir devam eden teknik ve fiziki takibe, tüm IŞİD yapılanmasının bilinmesine rağmen ilk patlamayı ‘göremeyen’, ikincisini ‘engellemeyen’ devlet, Ankara katliamından sonra operasyonlara başladı. Failleri eliyle koymuş gibi tek tek yakaladı. Fakat aralarından bazıları ve -her ne hikmetse- en önemlileri,  emniyet operasyonlarında ‘ölü’ olarak ele geçirildi. Bu da ister istemez iktidarın Haziran seçimi öncesi ve sonrası yaptığı açıklamaları akla getirdi:

7 Mart 2015 Cumhurbaşkanı Erdoğan:

“400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülsün.”

8 Haziran 2015 AKP’li Burhan Kuzu:

“Millet kaosu seçti, hayırlı olsun.”

  19 Ekim 2015 Başbakan Davutoğlu:

“Ankara’daki saldırı sonrası anket yaptırdık, oylarımızda yükseliş trendi var.”

Ölüm, Suriye’den Antep’i, Adıyaman’ı, oradan Türkiye’nin kalbini, başkentini vurdu. Türkiye tarihinin en büyük katliamı Ankara’yı inceleyen müfettişlerin sorduğu iki soru bile büyük, kara lekeyi ortaya koyuyordu:

“Kamu görevlerinin ihmali ve kastı var mı?”

“Olaydan sonra yaralılara gaz, plastik mermi, su sıkıldı mı?”

Ankara Katliamı davasının 3. duruşmasında mahkeme salonunda arbede çıktı. IŞİD’ciler avukatların üzerine yürümekten çekinmedi. Polis, ailelere ve hâlâ yarası iyileşmeyenlere saldırdı, “İyi oldu” diyerek küfürler savurdu.

Katliama ilişkin gözlemlerini anlatan bir tanık, “Bir kirpi (polis aracı) ölülerimizi ezdi. Kahkaha atan polisler vardı…” diyordu.

Mahkeme salonunda yaşananlar, IŞİD’in bir zihniyet olduğunu ve bu zihniyetin bugün de aynen devam ettiğini gösteriyor.

Katliamda meslektaşı ve eşi, avukat Uygar Coşkun’u kaybeden Mehtap Coşkun’un kısaca sorduğu soruda esas mesele gizli:

“Katili tanıyor, biliyoruz. İhmali, yol vermeyi bile anlayabiliriz. Ama anlaşılmayacak şeyler var: Eşimin kıyafetlerini, ancak 5 ay sonra alabildik. Kazağını eve getirip açtım; üzerinde kemik parçası vardı. İnsani duygularımızı, kırgınlıklarımızı bile hafife alıp hiçe saydılar. Böyle devlet olur mu?”

2018-02-14T13:39:57+00:00