ABD Dışişleri Basın Odasında Olanlar / İlhan Tanır

                                                                                                                                    İlhan Tanır / Washington

ABD Dışişleri Bakanlığında 24 Ekim Salı günü yapılan basın brifingi olaylı geçti. Dışişleri Bakanlığındaki brifinglerini bizatihi 2009’dan beri izleyen bir gazeteci olarak böyle bir ‘brifinge’ şahit olmadım desem yeridir.

Sözcü gazetecilikten gelme

Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Şu anki ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert gazetecilikten gelme. Son olarak muhafazakar Fox TV’de haber sunuculuğu yaptı. Ondan dolayı, diğer birçok sözcüye nazaran gazeteciliğin ne olduğunun farkında. Mesleği biliyor ve saygısı var. Örneğin bir önceki sözcü, Obama döneminin son sözcüsü, John Kirby subaylıktan gelme bir isimdi ve Türkiye sorularına da genelde asker gibi baktı. Daha önceki isimler de, benim bizzat çalıştığım PJ Crowley’e kadar, politikadan ve diplomatlık kariyerinden gelme isimlerdi. Nauert bu açıdan gazeteciliği bilmesi, içinden gelmesi ile öncekilerden ayrılıyor.

Nauert, gerçekten de Trump döneminde sözcü olmasına, ve Trump başkanlığının başka ülkelerdeki demokratik sorunlara ilgisiz kalması beklenmesine rağmen, tam tersine, ABD yönetimi içindeki sözcüler arasında belki de Türkiye’deki gelişmelerle ilgili olarak son yıllardaki en sert sözleri söylemiş sözcü. Tabi ki podyumda, kafasına geldiği gibi konuşmuyor. Konuşmaları, söyleyeceği sözler diğer konularda olduğu gibi ilgili ülke masasında, Türkiye masasında son şeklini alıyor, onlar tarafından hazırlanıyor. Ama Nauert’in Türkiye’de basın özgürllüğü ve diğer özgürlük konularında oldukça hassas olduğunu söylemek gerekir. Dikkat ettiğini ve izlediğini söylemek gerekir.

Trump döneminde başaşağı gitmeyi sürdüren ilişkiler

Bu, Nauert’in geldiği dönemle de ilgili bir konu. Nauert göreve başladı başlayalı Türkiye ile ilişkilerde sürekli artan ve yeni eklenen sıkıntılar var. Türkiye’de darbe girişiminden 1.5 yıl sonra halen daha çok gazeteci tutuklanıyor. Daha çok sivil toplum lideri suçlanıyor. Mayıs ayında yaşanan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının Washington’ın orta yerinde yaşattığı saldırı tarihte görülmemiş bir dibe vuruşu da getirdi.

Amerikalı papaz Brunson’ın tutukluluğu aylar geçtikçe, Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’in özel ilgi ve gayretine rağmen, yeni suçlamalar ile devam etti ve derinleşiyor.

Zarrab davasında artık sona geliniyor. Hemen hergün Erdoğan kalkıp, tarihteki en sert anti-Amerikancı sözleri söylüyor.

Üstüne iki ABD Konsolosluk yetkilisi tutuklandı ve üçüncüsünün de tutuklanması için karar çıktığı AKP gazetelerinde yazıyor. Kısacası Nauert’in önceki dönemden çok daha sert çıkışları, Trump gibi yeni bir yönetim olmasına rağmen çok kısa zamanda yıpratılan ilişkiler yüzünden oluyor.

Washington’daki AKP medyası gerçeği

Washington’da son yıllarda sürekli sayıları artan bu AKP hükümetine yakın medyaya ve doğrudan devlete bağlı çalışan medya mensupları gerçeği var. Sayılarını tam olarak bilmiyorum ama AA, IHA ve TRT World ve diğer havuz medyası ile birlikte iki düzineyi bulup, geçtiğini sanıyorum. Yani yıllık milyonlarca dolarlık bir bütçe.

Bu medya mensuplarının Washington’daki tek misyonu ise AKP hükümetinin çıkarlarına olan soruları sormak. AKP hükümetinin işlerine yarayacak işler çıkarmak. AKP hükümetine aleyhine olan gelişmelere kulaklarını kapatmak. Eğer kulak kapatmakla geçiştirilmesi mümkün değilse bu kez bu haberleri ‘skandalize’ ederek vermek. Bazen Washington’da bazı kişilerin resimlerini çekip, bunları havuzun medya organlarına servis edip, ‘komplo teorilerine’ su taşımak gibi ‘yan servisleri’ de var. (Bunun dışında konuşulan bazı diğer söylentileri ise elimde kanıt olmadığı için spekülasyon yapma yoluna gitmeyeceğim burada.)

Suriye, ABD-Türkiye ilişkileri, Irak.. Bütün bu konularda bu ‘havuz’ da denen medyaya çalışanların yaptıkları AKP hükümetinin çıkarlarına olan, muhtemelen bazıları doğrudan Ankara’dan gelen soruları ABD sözcülerine ve diğer uzmanlara sormak.

Örneğin bunlardan bazıları Pentagon’da, IŞİD karşıtı koalisyon savaşlarının tartışıldığı basın konferanslarında ‘aslanlar’ gibi ‘sert’ sorularla ABD sözcülerini ‘terletmekteler’. Terletsinler. Aslında Amerikan muhabirleri pek çok sözcülerle çok daha ağır kavgalara da girmekteler. Ama Amerikan muhabirler herkese karşı bu şekilde davranmaktalar. Kendi hükümetlerine yapmaktalar. Peki bu ‘havuz’ medyası mensupları?

Sorun şu: bu ‘havuz’ medya mensupları Amerika sözcülerine ‘aslanlar’ kesilirken, hiçbir kez, ama hiçbir kez, AKP hükümetinin aleyhine olabilecek bir soru sormuyorlar. Bunun ortaya nasıl bir tablo çıkardığının belki de fark edilmediğini sanıyorlar.

Örneğin bu tip medya mensupları hiçbir kez Türkiye’de tutuklanan iki yüze yakın gazetecinin hallerini sormazlar. Hiçbir zaman Türkiye’de ki demokratik standartlardan, şeffaflıktan soru sormak akıllarına gelmez.

Bunları Amerikan sözcülerine sormuyorlar diyelim. Peki bu kişiler kendi Türk hükümetine ‘eleştirel’ soru sorarlar mı? Sormuyor veya soramıyorlar. Bunun farkında olan, yazdıkları gazetenin, ajanslarının ne şekilde hükümetlerinin kontrolünde olduğunu bilen Amerikalı yetkililer de karşılarındaki kendilerine soru soran bu kimselere işte buna göre davranıyorlar. Bugün olduğu gibi, ‘anlat sen’ şeklinde yaklaşımda bulunuyorlar.

Bunlardan biri, dün, twit atarak, ‘ama ben hiçbir zaman gazetecilerin tutuklanmasını desteklemedim’ diyor. Bir medya mensubu olarak, gazetecilerin tutuklanmasını desteklememeyi bir ‘artı’ olarak sunabiliyor.

Kendileri basın özgürlüğü için parmak kaldırmadıkları gibi, tam tersine, parmağını kaldırıp, sözcülere soru soranları bir ‘cadı’ gibi avlama, ispiyonlama peşine düşüyorlar. Ondan dolayı da bugün Washington’da Türkiye’deki özgürlükler sorularını çok ama çok az gazeteci gündeme getiriyor. Evet, bunun nedeni, ağzını açmış piranha gibi, Türk hükümeti ‘aleyhine’ olabilecek bu tür soru sormaya ‘cüret’ eden gazetecileri ısırmak, üzerine atlayıp Türkiye’ye ispiyonlamayı üstüne vazife edinmiş bu medya mensupları.

Bu ilk mi? Değil

Geçmişte ABD sözcüleri, Obama yönetiminin son sözcüsü Kirby de dahil, özellikle Rus muhabirlerin sorularına bazı zamanlar ‘zaten yazdığın gazeteyi biliyoruz’ şeklinde cevap verirlerdi. ABD’nin örneğin Suriye’deki politkalarını eleştiren, ‘sivil insanların ölümünden’ bahseden Rus muhabirlere ‘sen önce kendi Rus hükümetinin bombalarına bir bak, sorabiliyor musun kendi hükümetine’ gibi, ters cevap verdikleri çok olmuştu.

Bütün Amerikan yetkilileri, karşılarında en sert soruları sormaya yeltenen, ama kendi hükümetinin hiçbir politikası hakkında bir soru soramayan bu medya mensuplarının gazetecilik standartlarını birçok kez sorguladılar.

Rus muhabirler yerine Türk

Salı günü ise bu kez, Rus muhabirleri yerine başkentteki bir başka hükümet medyası muhabirinin ‘Rakka’daki Öcalan posterini’ sorması üzerine sözcü Nauert’den şu cevabı aldı: “Bu fotoğrafın açılması konusu dahilinde bazı liderler ve gurupların yaptıkları yorumlara dikkat etmedim. Ama size şunu söyleyebilirim ki Rakka’nın IŞİD’den kurtulması büyük bir başarıdır. Özellikle de Suriye halkı için. Bu videoyu yayınlayanlar dahil tüm partilerin, provokasyon içeren davranışlarından vazgeçmesi gerekiyor. ABD hükümeti Türkiye ile çok yakından çalışıyor bunu siz de biliyorsunuz. Türkiye’de devlet-özel ortaklığı olan bir medya grubunda çalışıyorsunuz.”

Medya mensubunun  ‘çalıştığım şirket özel bir medya şirketi’ demesi üzerine Nauert, ‘Hükümetten fon almıyorsunuz yani? Tamam o zaman” yanıtını vererek gülümsedi ve Türkiye soru-cevap faslını kapattı.

Burada, hem Türkiye’den yakın zamanda ayrılan ABD Büyükelçisi John Bass’e aynı hükümet medyası grubu tarafından yapılan saldırıları ve Bass’in de bu grup mensuplarını ‘gazetecilik standartları yetersiz’ olması nedeniyle veda toplantısına davet edilmemesini de hatırlatmak gerekir.

Aynı medya grubunun tutuklanan Konsolosluk yetkililerinin ardından yaptığı yayınlar da, bu kimseleri ‘linç’ etmeleri de ve yine son derece anti-Amerikancı bir yayın çizgisi edinmelerini de vurgulamak gerekir.

Anlatmaya çalştığım, bugün Sözcünün, çok da ‘provoke’ dolu olmayan bir soruya karşı, karşısında soru soranın kime çalıştığını hatırlatması, bana göre, böyle bir tansiyonun yansıması olmuştu.

Medya mensubunun ‘biz özel şirketiz’ itirazının ise içinin boş olduğu, Albayrak grubunun hükümetle, tam da sözcünün dediği gibi içli-dışlı olduğunu herkes bilirken, buna itiraz etmenin ne kadar geçerli olduğu da belli idi. Birçokları aynen sözcünün yaptığı gibi gülüp geçmişti.

Konu belki de şu: AKP hükümetinin sözcülüğünü yapan bu medya mensuplarının kendilerini ‘gazeteci’ olarak kabul ettirememeleri. Çünkü gazetecilik değil, bu kimselerin aslında sadece sözcülük yaptığının herkesçe bilinmesi.

Sözcünün brifing sonrası ciddi şekilde canının birşeylere sıkıldığını da gördüm. Olanlar on-the-record olmadığı için bu konuda bir şey söylemenin şu an için pek mümkün olmadığını görüyorum. İnsani münasebetleri ayarlanamaması ve Amerikalı yetkililerle ne kadar farklı düşünülürse düşünülsün nezaketin korunamaması karşısında küçük dilimi yuttum.

Bunca yıldır sözcülerle girişilen çok sert diyaloglara şahit oldum ama bunlardan hiçbirinin bu derece profesyonel kurallarını aşanını görmemiştim. Yeni bir yaşıma girdim. Bunun dışında olanlar hakkında detay vermem, ‘background’ kuralları gereği mümkün değil.

© ozguruz.org Türkçe

Tarih 25.10.2017

2017-10-25T14:21:55+00:00