Frankfurt Kitap Fuarı’ndan Ahmet Şık’a ‘Cesur Gazetecilik Ödülü’

FRANKFURT –  Bu yıl ‘Raif Badawi Cesur Gazeteciler Ödülü’ne layık görülen tutuklu gazeteci Ahmet Şık adına ödülü avukatı Can Atalay Frankfurt Kitap Fuarında düzenlenen törenle teslim aldı. Şık, verilen ödüle ilişkin cezaevinden gönderdiği mesajda “Bu anlamlı ödüle layık görüldüğü için onur duyduğunu ifade ederek, “Tası tarağı toplayıp gitmeyeceğiz Çünkü biz buradayız ve varız. Var kalmaya devam edeceğiz. Türkiye bizim Evimiz. Hayatımız. Geçmişimiz. Barış, Hak, hukuk, adalet ve eşitliğin hakim olduğu geleceğimizdir” ifadelerine yer verdi.

Frankfurt kitap fuarı kapsamında düzenlenen ‘Raif Badawi Cesur Gazeteciler Ödülü’  bul yıl tutuklu gazeteci Ahmet Şık’a verilmişti. Şık adına ödülü avukatı Can Atalay, kitap fuarında düzenlenen törene katılan Almanya Eski İçişleri Bakanı Gerhart Baum ve Badawi’nin eşi Ensaf Haidar’dan teslim aldı.  

Tutuklu gazeteci Ahmet Şık verilen ödüle ilişkin cezaevinden bir mesaj gönderdi.  “Verilen bu anlamlı ödüle layık görüldüğü için onur duyduğunu” dile getiren Şık, mesajında; “Evet, karanlığın gölgesinin daha da koyulaştığı, karamsarlığın yaygınlaşıp daha da derinleştiği zamanlar. Hiçbir şeyin iyi olamayacağını düşündürten zamanlar. Tası tarağı toplayıp gitmeyeceğiz Çünkü biz buradayız ve varız. Var kalmaya devam edeceğiz. Türkiye bizim Evimiz. Hayatımız. Geçmişimiz. Barış, Hak, hukuk, adalet ve eşitliğin hakim olduğu geleceğimiz” açıklamasında bulundu.

İşte Şık’ın gönderdiği mesajın tam metni:

“Öncelikle beni bu anlamlı ödüle layık gördüğünüz için onur duyduğumu söylemek istiyorum. Gazetecilik yapmak/ hakikati dile getirmek ve düşüncelerini ifade etmekten dolayı tutsak edilmiş biri olarak; başka bir ülkede yine düşüncelerini ifade ettiği için tutsak ve işkence edilmiş Raif Badawi adına verilen bu ödüle layık görülmek benim için gurur verici olmasının yanı sıra aynı zamanda can yakıcı. Raif Badawi’nin özgürce blogundadüşüncelerini ifade ettiği, özgür bir insan olmasını dilerdim elbette. Ancak Raif Badawi’nin verdiği ve sevgili eşi Esnaf Haidar’ın gururla görünür kıldığı mücadelesinin hepimize güç verdiğini ifade etmeliyim.

Bir gazetecinin, zaten görevi ve sorumluluğu olarak işini yapmaya çalışmasından ötürü baskıya maruz kalmasının utancını ise Türkiye’deki sahiplerine bırakıyorum.

Utanacaklarından kuşkuluyum. Ancak, tarihin karanlık sayfalarının, onları hak ettiği biçimde anacağından hiç şüphem yok.

Çünkü, Dünya ve Türkiye siyasetinin çöplüğü, bu tür faşizan yönetimler ve liderleriyle dolu. Ve dünya tarihi de kanıtlamıştır ki, tanrısı değişip kendisi değişmeyen tek din faşizmdir.

Ama dünya tarihinin bizlere kanıtladığı çok daha önemli bir gerçek var. O da zalimliklerinin sonunun gelmeyeceğine inanan bu tanrıların yenilmez olmadıklarıdır. Çünkü, imkansızı isteyenler var oldukça zalimler kaçınılmaz olanı yaşamaya mahkumdur.

Türkiye’de hakikatin tekelini elinde bulundurduğuna inanarak, toplumsal hafızayı şiddet kullanarak yok etmeye çalışan organize bir kötülük örgütü uzun zamandır iktidarda. Felsefeleri yok. Prensipleri yok. Ahlakları yok. Dinleri yalan. Çıkarları ise tanrı olmuş. Günahlarını sahte bir dindarlıkla gizleyip, suçlarını da bayrağın altına saklamaya çalışıyorlar.

Adaletsizlik sistemin çarklarından biri değil, bizzat sistemin kendisi olmuş durumda. Her türlü hak talebini kriminalleştirerek, kendi niyetlerini ve hukuksuzluklarını deşifre edecek tek bir akıl ortada kalmayana dek demokratik haklara pervasızca saldırıyorlar.

Hakikat ve hakikati konuşanlar düşman ilan edilip yok edilmeye çalışılıyor.

Demokrasinin denetleyici bağlarını koruyan kurumların enkaza dönüştürüldüğü, hukuki güvenlik ilkesinin tamamen ortadan kalktığı bir rejim hüküm sürüyor ülkemde.

Kör bir şiddet ve zulümle muhaliflerini ortadan kaldırmaya çalışırken, söyledikleri yalanlara inanmayı gerçeklerle yüzleşmeye tercih eden, menfaatlerinin peşinde koşan bir çoğunluk yaratmayı da başardılar.

Kendileriyle suç ortaklığı yapmayı reddeden medyayı kuşatıp, gördüğü hakikati anlatmakta ısrarcı davranmaya devam eden gazetecileri hapsettiler.

Korkuyla hakim kılınan bir suskunlukla tüm ülke bir sessizlik sarmalına girince iktidarlarının kalıcı olacağı yanılgısına düştüler. Oysa ki bir toplumun gerçek hayatı ve hakikati sustuklarında saklıdır.Çünkü sessizlikte daha fazla duyar insan.

Sanmasınlar ki yaptıkları bunca kötülük duyulmuyor. Suçları bilinmiyor. Konuşulmuyor. Çünkü tarihin ve hakikatin, zalimlerin istendiği gibi yazılmasına itiraz edenler var.

İnsanın hayatını muhteşem kılanın adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa itiraz etmesinin yanı sıra, o kavgayı nasıl bir inatla ve inançla vermiş olduğunun da önem taşıdığını bilenler var.

“İnsan umutsuzluktan umut yaratandır” diyen usta Yaşar Kemal’e inanan bizlerin umdu var. Çünkü zulmün elindeyken direnmeyenler için yaşanılası bir hayat olmayacağını bilenler, bizler için umut kendi gerçeğini yaratır. Ve umudun öfkesinden korkacak olanlar yalnızca suçlulardır.

Evet, karanlığın gölgesinin daha da koyulaştığı, karamsarlığın yaygınlaşıp daha da derinleştiği zamanlar. Hiçbir şeyin iyi olamayacağını düşündürten zamanlar. Tası tarağı toplayıp gitmeyeceğiz Çünkü biz buradayız ve varız. Var kalmaya devam edeceğiz. Türkiye bizim Evimiz. Hayatımız. Geçmişimiz. Barış, Hak, hukuk, adalet ve eşitliğin hakim olduğu geleceğimiz.

Hepinize çok teşekkür ederim”

© ozguruz.org Türkçe

Tarih 11.10.2017

2017-10-11T15:45:19+00:00