Agos Genel Yay. Yön. Danzikyan: 6-7 Eylül bir pogromdu ve devlet işin içindeydi

İSTANBUL – 1955 6-7 Eylül’de başta Rumlar olmak üzere azınlıklara yönelik saldırıların 62. yılında yaşananları Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yertvart Danzikyan ile konuştuk. 6-7 Eylük’ün Cumhuriyet öncesinde ve sonrası da devam eden başlayan ‘Türkleştirme ve Müslümanlaştırma’ ile ilgili politikaların devamı olduğunu ve bu olayların organizasyonu içinde Devletin de yer aldığına dikkat çekerek “Sadece bir mülk transferi yapılmadı. İkdisadi yapı değiştirildi.  6-7 eylül ile zihinsel bir hesaplaşma yapılmadığı için bugün kapitalizmle birlikte Kürt illerinde ve ülkenin bir çok yerinde aynı şeyler yaşanıyor” diye konuştu.

Danzikyan’ın #ÖZGÜRÜZ canlı yayınındaki açıklamalarından başlıklar şöyle:

“6-7 EYLÜL’E CUMHURİYET ÖNCESİNDEN YAŞANANLARLA GELİNDİ”

6-7 Eylül’e nasıl gelindi diye bakarsak buna iki türlü bakmak gerekiyor. Birincisi tarihsel perspektiften bakabiliriz. 1915 ve öncesinde başlayan bu toprakları Türkleştirme ve müslüman olmayanlardan bil hassa kurtulma politikalarının sürekliliği ile devam eden adımlarıydı aslında. Yani 1915 öncesi 1896-98’de yaşananlar, 1909 Adana katliamı. 1911-12’de ki Balkan savaşı sonrası Ege kıyılarının Rumlar’dan arındırılma amacıyla orada bazı karanlık faaliyetlere girişilmesi. 1915’de olanlar malum. Bu tarihten sonrada mülk transferinin olması için çıkarılan kanunlar. 1943’de çıkarılan ‘Varlık vergisi’, bundan sonra 1955 olayları ve sonrasında Kıbrıs sorunu ile rumların sınır dışı edilmesi gibi bu süreklilik içinde bakabilirsek daha rahat anlaşılır. Yani Abdülhamit döneminde’de vardı ama İttihat ve Terakki ile bu bir devlet politikası haline geldi ve Cumhuriyet rejimi bunun dışında kalmadı. Birincisi böyle bakabiliriz.

‘TÜRK MÜSLÜMANLAR MÜLK TRANSFERİNİ TAMAMLAYAMAMIŞTI’

ikincisi 1950’lerden itibaren DP iktidarı ile birlikte sanayileşme ve burjuvalaşmanın artması fakat bu artma döneminde dönemin çoğunluğuna göre, ekonomide  ‘Kilit noktaların’ Yahudilerin, Rumların,  Ermenilerin elinde olması rahatsızlık yaratıyordu. 1950 sonrası iktisadi tablonun çoğunlukta yani Türk-Müslüman ve hala o mülk transferini tamamlayamamanın vermiş olduğu rahatsızlıkla yaşayan o çoğunluğun bir kısmı diyelim buna. Bu kısmın yarattığı huzursuzluk birleşip 6-7 Eylül’ün alt koşullarını oluşturmuştu.

‘İŞİN İÇİNDE DEVLET’TE VARDI’

Peki olay olarak nasıl oldu? biliyoruz ki DP iktidarı bunu Yunanistan’a karşı bir koz olarak kullanmak istiyordu. Bu planı derin devlet organları ile yaptıklarını söyleyebiliriz. Şu Eski Orgenerallerden Sabri Yirmibeşoğlu , bu olaylarla ilgili çok uzun yıllar sonra verdiği bir röportajda  “Muhteşem bir örgütlenmeydi”  diye tabir etmişti. Dolayısıysa DP tek başına değildi burada, devlette bu işin içinde bulunuyordu. Dolayısıyla Kıbrıs meselesinde  “ben bunu İngiltere’ye karşı bir koz olarak kullanayım” dediği hikaye aslında bu en başta bahsettiğim tarihsel süreklilik içinde yerine oturdu ve bu topraklarda kalan Bilhassa Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler bir kez daha; “Bu topraklarda bize yer yok hissiyatıyla” tekrar terk etmeye başladı.   Bu olayın gerçek çapı bence hala bilinmiyor. Yani sadece evlere ve iş yerlerine saldırı oldu diye düşünülüyor ama bu konuda eksiklik olduğunu düşünüyorum. Kadınlara tecavüz edildi. Mezarlıklar, Kiliseler yağmalandı. kutsal resimler heykeller kırıldı. Kiliseler yerle bir edildi, insanlar öldürüldü.  Bu tam anlamıyla bir pogromdu aslında.

‘SADECE MÜLK TRANSFERİ GERÇEKLEŞTİRİLMEDİ’

Yaşanan göçlerin ortaya çıkardığı sonuç bunu hazırlayanlar için bir sorun teşkil etmiyordu. Zaten İstanbul’a sıkışmış bir Ermeni Rum Yahudi nüfusu vardı. Buradan da gidişler başladı. Yani bunu sadece ticari bir mülk transferi olarak görmeyin, şimdi Tarlabaşı Balat’ta gezerken gördüğünüz mülkler el değiştirmiş oldu, insanlar bıraktı mülklerini yada satmak zorunda kaldı. Doğrusu mülk transferi değil sadece bir emlak transferi de gerçekleşmiş oldu. Yani bunu hedefleyenler amaçlarına ulaşmış oldu. Bunun dışında sonuç olarak İstanbul’un çok halklı çok kültürlü yapısı büyük bir darbe almış oldu. Bunu o gün idrak edemeyenler 20-30 yıl sonra köşelerinde, dost sohbetlerinde “Nerede onlar” “nerede onların dolması, pilakisi” gibi şeyler yapmaya başladılar. Bu da çok gecikmiş bir reaksiyon oldu.

‘MEDYA DAHA KÖTÜ HALDE’

Medyanın rolü o günle bugün aynı mı dersek ?  tam aynısı değil ama iktidarı elinde tutan güç sermaye medyasını kendisine tabi kılmayı başarıyor. 50-60’lı yıllarda medya ile uğraşan patron sayısı daha fazlaydı. Şimdi sadece medya ile uğraşan yok şimdi herkes me enerji işi yapıyor hem inşaat işi yapıyor ki bunlar birde artık AKP’nin organik uzantısı halinde. Olmayan da iktidar ile iyi geçinmek isteyen bir durumda.  Yani medya açısından bugün daha kötü durumda diyebiliriz. 50’li 60’lı yıllarda medya CHP, DP basını diye kendi içinde bölünebiliyordu. Sol basın üzerinde baskı varlığını sürdürüyordu. Yani karşılaştırma yapmak zor ama bugün de Kürt illerinde yapılanları medya şirinleştirerek normalleştirmeye çabaladığını görüyoruz.

‘ZİHİNSEL BİR HESAPLAŞAMA BİLE YAPILMADI, AYNI ŞEYLER TEKRAR EDİYOR’

6-7 Eylül gibi katliamların bugünde olmayacağına dair bir garanti yok. Sonrasında olan katliamlarda 6-7 Eylül ile yüzleşilmediği için oldu.  6-7 Eylül olduktan sonra o zaman ki iktidar “Bunu komünistler yaptı” diyerek solcuları komünistleri tutukladı. Neyse ki bu işin böyle olmadığı ortaya çıktı. Bir İç işleri bakanı istifa etti ama bu işi örgütleyenler hiç bir zaman yargı önüne çıkmadı. Bununla zihinsel olarak bile bir hesaplaşma yapılmadı. Bu bile yapılmadığı için sizin de bahsettiğiniz diğer katliamlar gerçekleşti. Bu zehirli zihniyet  ne yazık ki devletin katmanlarında hala var. Bugün de hala bil hassa Kürt meselesinde ki hükümet yetkililerinin söylemlerine baktığımız zaman çok benzer laflar görebiliyoruz.  Yani 6-7’de 1915 ile yüzleşilmediği için oldu. Geriye doğru gidiyoruz. Bunlarla yüzleşilme olmadığı sürece bunlar olmaya devam ediyor.

Şunu da belirteyim şimdi “böyle bir tehlike yok” diyebilir bazı ama bu tür zihniyetler kendilerine tehdit olarak gördüklerine bakıyorlar. Şimdi zaten Ermeniler, Rumlar, Yahudiler iktisadi ve nüfus olarak güçlü değiller. Emin olun bugün ki zihniyet,  yine bugün Ermeniler, Rumlar, Yahudiler iktisadi ve nüfus olarak güçlü olsalardı aynı tehlikeyi var olacağını söyleyebilirdik ama şimdi başka bir benzer durum Kürt illerinde gerçekleştiriliyor.

‘KAPİTALİZM İLE BİRLEŞMİŞ BİR TOPYEKÛN SALDIRI VAR’

Yani son dönemlere baktığımız topyekûn bir saldırı ile karşı karşıyayız. Muhalif Medyaya saldırı var. Diğer medya susturulmuş, gazeteciler, vekiller, hak savunucuları içeride. Buna ses çıkaranlar içeri tıkılmış vaziyette, bir taraftan da bütün ülkeye yönelik kapitalizminde içinde olduğu bir saldırı var. Şimdi Narmanlı Han’a baktığımız da iş adamı almış orayı yapıyor. Böyle değil ama!  yani bu Han’  baştan beri bu 6-7 Eylül olaylarında bahsedilen yapılarında içinde bulunduğu simgeleştiği bir yerdi. Ama şimdi ruhsuz bir hale getirdiler. Sur’da her kesimden halk vardı, bu halkların kendi hafızası vardı. Yani bu kapitalizmle birleşmiş bir topyekûn halkların hafızasına kimliğine bir saldırı var.  Yani kendi tarihlerini ve hegomanyalarını kurmanın peşindeler buralarda. Buna karşı çıkmak ve elimizden geldiğince dillendirmek gerekiyor.”

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

VİDEO HABER : ONUR ÖNCÜ / ZÜBEYDE SARI

© ozguruz.org Türkçe

Tarih 07.09.2017

2017-09-07T19:24:18+00:00