Berlin Sosyetesi, Demir Cafe ve Entegrasyon / Hayko Bağdat’tan mektup var

Ana Sayfa/özgürüz'e yazdılar/Berlin Sosyetesi, Demir Cafe ve Entegrasyon / Hayko Bağdat’tan mektup var

Canım Kardeşim selam;

Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

 Sana gelişen siyasi konjonktür hakkında sayfalarca yazılacak done biriktirmiş olsam da daha hayati ve acil bir haber vermem gerekiyor. Buraya geleli daha üç-dört ay olmasına rağmen inanılmaz bir başarıya imza atmış olduğumu gururla sunarım kardeşim. Hazır ol, söylüyorum: “ben yüksek Berlin sosyetesine kabul edildim…”

Dur, hemen tatava yapma. “Ulan sen Beyoğlu Mis sokak Demir Cafe’de okeye dördüncü olarak bile kabul edilmemiştin memlekette. Ne sosyetesi, ne Berlin’i” deme.

Her şey birkaç hafta önce cep telefonumdan aranmamla başladı. Arayan herifin adı Gerd miymiş Gert miymiş öyle bir şey işte. Hause Party diye bir etkinlik yapacakmış. 80-90 kişi gelecekmiş. Can Abi’yi de alıp gelsem çok mutlu olurmuş. Daha çok süre varmış. Mutlaka bekliyormuş falan filan.

Herif tam böyle söylememiş de olabilir aslında. Çünkü sahip olduğum present perfect seviyesindeki İngilizceme çok güvenemiyorum hala. Digiturk’ten arayıp “Doktor Hause dizisine ücretsiz bir aylık abonelik kazandınız” da denmiş olabilir bana yani.

Neyse, ben günde 16 kez aranılıp herkese “tabi gelirim yeaaa” diyen bir adam olduğumdan telefonda verdiğim bu sözü de unuttum elbette.

Cuma gecesi Can Abi’nin yeni cevval sekreteri saat 15.30 gibi “Can Bey benim mesaim bitti. Sizin akşam bir canlı yayınınız bir Hause Party programınız var. Detayları Hayko Bey biliyormuş, hadi Çüüüz” demese buradaki banal ve bohem  hayatımız aynen devam edecekti, Allah razı olsun kızcağızdan.

Can Abi mutfakta kendisine sütlü nescafesini hazırlarken hafif tedirgin bir edayla “Haykocum ne iş bu parti” diye sorunca “Aaa, geçen söyledim ya abi. New York ev partileri falan oluyor ya filmlerde. Onun gibi bir gece işte. Yarım saat uğrar kaçarız. Hem bizim hanım da çocukları anneanneye satıp gelecek. Selam verip ‘herkes kendi yoluna’ yaparız” dedim.

Dedim demesine ama Can Abi hafiften huylanmadı desem yalan olur. Son ana kadar “Eve gidip New York Times için Erdoğan yazımı yazacağım be Hayko. Nereden çıkardın New Yor ev partisini” diye söylendi durdu.

İstediği kadar söylensin, beni hayatta kıramaz bu adam. Onun belgeselleriyle büyümüş çocuklarız biz. Ayıp, çağırdıysak gelecek tabi.

Gittik…

Kardeşim, gerçekten filmlerdeki gibi bir hayat varmış yahu. Kocaman klasik bir Berlin Altbau evi, evde bar haline çevrilmiş bir mutfak, yelek giymiş bir barmen, vestiyer odası, Oscar törenlerinde giyilen kıyafetler, özel tasarım saçlar, geniş bir balkonda öpüşen, gülüşen çiftler, alttan alta clubber müzikleri ve daha neler neler.

Gerçi tüm partide sadece iki kadın vardı ve o kadar yırtmaçlı elbiseyi kim giyiyordu tam bilemedim. Neyse buralar detay. Mevzunun devamı ilginç, konuyu dağıtma.

Can Abi “iyi ki çağırdın be Hayko, kimsenin tanımadığı bir ortamda sakince bir bira içmeyeli çok oldu” deyince bana da bir rahatlama geldi. Bir kadeh de ben alayım diye mutfak/bar alanına doğru yöneldim.

Kardeşim, bizim memlekette misafir olmak zor iştir bilirsin. Mesela İzmir’e çağrılsan İzmir Palas otelinin altında, denize karşı meze, balık, Müzeyyen Senar eşliğinde iki kadeh rakı içmezsen ayıp olur. Dördüncü kadehte Mustafa Kemal’in bildiği dilleri sayıp “ne kadar şık giyinen bir adamdı ama” cümlesini kurmazsan daha ayıp olur.

Kürdistan’da da böyledir. Misafire günde 3 kilo 800 gram et yediremezlerse mahcup olurlar. “Kolestrol” diyecek olsan “Abe Büryan’ı bitir, onu da sonra yeriz derler. Sofradan kalkmadan Öcalan’ın ekolojik denge hakkında söylediği son dogmaları anar kendimizi otele zor atarız.

İyi de Berlin Hause Party raconları ne olabilir ki? Nasıl davranmak gerekir? Başta bilemedim elbette. “Ulan ne verirlerse yiyip içeyim, her söylediklerini onaylayayım da ayıp olmasın millete” düsturu ile davranmaya karar verdim.

Açıkçası öyle büyük bir izzet-i ikram da yoktu hani. Üç dilim kek, iki çikolata, bol votka ikram ettiler. Bir de “ölümü gör bu sigaradan yak” diye ısrar ettiler hepsi bu.

Fakat sonra çok garip bir sahneye şahit oldum. En büyük odaya sıralı sandalye dizmişler. Millet tıkış tıkış doluşmuş karşıdaki boş duvara bakıyor. Anlamadım. “Can Abi enstalasyon dedikleri bu mu yahu, boş duvarda neye bakıyor bunlar?” dedim. Can Abi de pek çakamadı mevzuyu. Güya benden 6 ay önce gelmiş Berlin’e. Biraz sanat, biraz performans, ah be Can Abi, yakışıyor mu?

Az sonra acı gerçeği öğrendik. Bizim Gerd arkadaş Berlin’in en meşhur radyocusu çıkmasın mı? Senede iki defa büyük partiler verirken bu partiyi “Can Dündar, Hayko Bağdat onuruna” düzenlemiş olmasın mı? O boş duvara bakan garip tipler meğer bizi panel için beklerken yer kapışanlar çıkmasın mı? “E ya uğramasıydınız partiye?” diye sorma, cevabım yok.

Gerd arkadaş adımızı anons edene kadar, kiler bölümüne saklanıp son anda büyük salondaki yerimi aldım. Hayır Can Abi bana niye bozuluyor ki, arazi olan sekreterine sorsun hesabı be…

Oturum düzeni belli olunca elinde mikrofon olan spiker bir kadın geldi. Sorular için logolu kağıtlar vardı elinde. Hatırladığım son mantıklı cümle “Hayko Bey ilk soruyu size soralım” oldu. Parmaklarımda başlayan karıncalanma 14 saniye içinde beynimin tamamını ele geçirmiş olabilir. Sonradan “e üç kek fazla zaten” dediler de açma o konuyu. İki gündür sigara da içmiyorum, duman dokunuyor artık bana.

Görgü şahitleri ilk soruya verdiğim cevabı tam anlatamıyor. “24 Nisan geliyor, soykırım, Almanlar, Kürtler, Türkler, Can Abi delikanlıysan sen cevap ver” arası bir şeyler demişim. Spiker kadın su vermiş bana.

İkinci soruya verdiğim cevabı ise hayal meyal hatırlıyorum. Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programına tekrar çağırıldım kafası ve edasıyla “Almanyalı Türkler demokrasi düşmanı AKP’ye oy verdiler diye entegre olamamışlar diyorsunuz. Cem Özdemir bile ‘evet diyen kendi ülkesine gitsin’ dedi. Ben bir fikre inandım diye çocuklarımla yurdumdan kovuldum. Siz kimsiniz ulan AKP’li ailelerin çocuklarını alıştıkları mekanlarından kovacaksınız? AKP’li misiniz siz be? Hem benim gidemediğim ülkede Merkel Saray ziyareti yapıyor, silah satıyor. Önce Merkel’i entegre edin siz Almanya’ya. Avusturya’da, Hollanda’da faşist partilere oy veren Avrupalıları entegre edin uleeeen” gibi bir şeyler bağırmış olabilirim.

Kardeşim, inan bana ev ahalisi 25 dakika ayakta alkışladı beni. İki çift sohbet edebilmek için tuvalet kuyruğundan uzun sıralar oluşturdular. Evden çıkarken Gerd ile beraber yaşamayı konuşuyorduk. Yanımıza yolluk olarak o garip tatlı çikolatadan bile verdiler. Can Abi’yi pek soran olmadı gayrı…

Senin anlayacağın yakın zamanda bir kıyafet alış verişi yapmam gerekiyor. Mavi Jeans’ten alınma üç kazakla bu işi götüremem artık. Sosyete olmak garip bir hismiş. Durmadan tatlı yemek istiyor insan. Bir de mor kıyafet giyesin oluyor.

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.

Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.

Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Bu mektupta yazdıklarımın detayları hakkında çok emin değilim. Ne kadarı yaşandı, ne kadarı halüsinasyon bilmiyorum. Oğlan internetten baktı, üç kek bir hafta karıncalanma yapmaya devam ediyormuş.

Hayko Bağdat’tan mektup var

2017-05-08T10:31:13+00:00