Her şey çok güzel mi olacak? / Sevim Gözay

Her şey çok güzel mi olacak?

Yakın dönem Türkiyeli sinema seyircisinin kalbini titreten en özel filmlerden biri olan ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ önümüzdeki yıl 20. yaşını kutlayacak! Zaman nasıl da akıp gidiyor. Bu yazıya başlık ararken bu bilgiye rastlayınca tamam dedim, hem filme selam hem konuya isabetli bir giriş. Bugün iki kitap tavsiyem var nitekim ve onlardan birincisi gelecekle ilgili…

2008’den bu yana her altı ayda bir yapılan Munk Münzaraları genel olarak jeopolitik, sosyal, ekonomik ve teknolojik meselelere yoğunlaşan bir dizi olduğu halde 2015 sonbaharında felsefeye kayan bir konu seçmiş:“Gelecek daha güzel günler mi getirecek?” Bu başlık hem bizi istisnai konuşmacıların kıran kırana giriştiği bir tartışmaya davet ediyor hem de bir dünya vatandaşı ve yurttaş olarak en temel kaygılarımızın odağı olan gelecek üzerine çok boyutlu bir düşünme fırsatı sunuyor. 

Pozitif bilimler ile beşeri bilimler derbisi

Kanada’nın Toronto kentinde yapılan bu kafa açıcı münazaranın katılımcıları ise yazar-akademisyen Steven Pinker, gazeteci-yazar Matt Ridley, yazar-düşünür Alain de Botton ve New Yorker yazarlarından Malcolm Gladwell. Pinker ve Ridley, iyimser taraf olarak geleceğin daha güzel günler getireceğini savunuyor. Botton ve Gladwell ise muhalif taraf olarak tersini söylüyor. Her iki tarafın da izleyiciyi kendi savunduğu görüşler yönünde oy vermeye ikna etme hedefi ise bu mücadeleyi bir derbi rekabetine sürüklüyor.  Image result for gelecek daha güzel

Üç binden fazla biletli seyirci önünde gerçekleşen bu münazara Kanada’nın ulusal televizyon kanalında ve bir ABD kanalında canlı yayınlandığı gibi İnternet üzerinden de izleyiciye ulaşmış. Bir televizyoncu, bir yayıncı olarak nasıl imrendiğimi anlatamam. Kendi ulusal kanalımızda böyle yayınlardan ve çabalardan mahrum ve fresah fersah uzağız. Gelin görün ki bu coşkulu münazara kitaplaşarak bizlere ulaştı bile. Ve şöyle söyliyim ki bir nefeste yutulacak bir kitap.

“Gelecek Daha Güzel Günler mi Getirecek?” tartışmasının yapıldığı salona ışınlanıyor ve tarafları teker teker dinliyoruz bu kitapta. Tansiyonu ve adaletli şekilde işleyen zamanı içimizde hissederek çok başarılı bir organizasyona tanıklık ediyoruz her şeyden önce.

Entelektüel taşlamalar

Sahnede hiç kadın olmayışına da taş atan Gladwell, iyimser takımda yer alan Pinker ve Ridley’ye Bay ve Bayan Pollyannalar adını takıyor. Söz tekrar kendisine gelince bu yakıştırmanın altında kalmayan Ridley ise Botton ve Gladwell’i Bay ve Bayan Kassandra olarak niteliyor. Çevirenin notu vaziyeti açıklıyor: Yunan mitolojisinde bir kahraman olan Kassandra, gelecekte olacakları bilmesine rağmen üstündeki lanet nedeniyle kimse ona inanmamaktadır. Sayfalar ilerledikçe taraflar birbirine daha da yükseliyor.

Pinker ve Ridley, Botton ve Gladwell’e Karşı

Pozitif bilimci savunma tarafı, ortalama insan ömrünün son elli yıldır günde beş saat uzadığını, bir insanın başına gelebilecek en büyük acı olan çocuk ölümlerinin ise aynı zaman diliminde üçte iki azaldığını kaydediyor. Beşeri bilimci muhalif taraf ise; akıl hakim diye aptallığın ortadan kalkmadığını, gayrisafi yurtiçi hasılayı artırmakla yoksulluğun ortadan kalkmadığını, yeterince şeye sahip olmadığı hissinin her gelir düzeyinde varlığını sürdürdüğünü, kötülüklerin ve şiddetin devam ettiğini, dünyayı yangın yerine çevirenlerin içimizdeki mükemmeliyetçilerin arasından çıktığını mimliyor.

Nüfus artışı, kıtlık, kanser, trafik, obezite, salgın hastalıklar, temel eğitim, refah seviyesi, savaşlar, ekonomiler, açlık, nükleer tehditler, siber manyaklar, asit yağmurları, kuş gribi, ozon tabakasındaki delik, erkeklerin sperm sayısındaki azalma, genişleyen çöller, tükenen petrol, yağmur ormanlarının ölümü, küresel ısınma, iklim değişikliği, karbon tüketimi gibi daha pek çok başlığı değerlendiriyor konuşmacılar. Ve bunu bir derbi tadında okuyoruz, müthiş!

Woody Allen bir keresinde şöyle demiş: “İnsanoğlu tarihte ilk kez bu kadar ciddi bir yol ayrımında. Bir yol umutsuzluk ve kedere gidiyor. Diğer yol soyumuzun tükenişine. Dua edelim de akıllı seçimi yapacak kadar aklımız olsun.”

“Gelecek Daha Güzel Günler mi Getirecek?” Domingo Yayınları’ndan çıktı.

N’ayır, n’olamaz: İyi bir klişenin yerini hiçbir şey tutamaz

Günün ikinci kitabı nispeten bildiğimiz yerden: klişeler. Sosyal medya platformlarında geçirdiğimiz süre arttıkça üzüm üzüme baka baka kararır misali belli kalıplarla konuşmaya-yazışmaya-ileti paylaşmaya başladı malum herkes. Hemen her durumda ve her konuda kullanılacak belli espri kalıpları var dolaşımda. Üzülürken, eğlenirken, sorgularken, bir şeyi beğenirken ya da beğenmezken, canla başla rağbet ediliyor kalıplar aracılığıyla anonimleşmeye. Emojiler kadar ortak neredeyse artık sözel tepkilerimiz bu yüzden. Diziler, reklamlar, gazete manşetleri ve hatta siyaset bile bunlardan besleniyor. Sosyal bir salgın adeta ve fena halde baymaya başladı. Ancak, klişelere karşı çıkmak bile klişeye dönüşebiliyor artık, kalpli ayıcıklı Sevgililer Günü kutlaması ne kadar klişeyse, Sevgililer Günü’ne karşı çıkmak da bir o kadar klişe örneğin.

Konu sinemaya gelince ise bir sakinleyip soluklanmak lazımdır. Çünkü klişelere can veren ve iyisinin yerini hiçbir şeyin tutamadığı has klişelerin yeşerdiği en verimli topraklar bizzat sinema ülkesinin sınırları dahilindedir. Klişelerden azade bir sinema düşünülemez. Belli başlı türler vardır ki hele, klişeler olmadan asla!

‘100 Sinema Klişesi’ adlı kitap tam da buraya denk düşüyor işte. “Filmler, Yönetmenler, Seyirciler, Eleştirmenler” altbaşlığıyla sinema klişelerini kategorize eden kitap Şenay Aydemir imzasıyla, Ağaçkakan Yayınları Hazır Bilgi Serisi’nden çıktı.

100 SİNEMA KLİŞESİ

Filmler-Yönetmenler-Seyirciler-EleştirmenlerImage result for 100 sinema klişesi

  • Türk Filmleri
  • Korku Filmleri
  • Romantik Komedi – Melodram  
  • Aksiyon – Bilimkurgu – Western
  • Sanat Filmleri

  • Porno Filmler
  • Seyirci Klişeleri
  • Yönetmen – Oyuncu Klişeleri
  • Eleştirmen Klişeleri

Maddeler halinde görülen dokuz ana bölümden oluşan kitapta; ‘Kolayca çökertilen güvenlik sistemleri’nden ‘You Talkin’ To Me’ye, ‘Yaratıcılık sıkıntısı çeken yazar’dan ‘Yılmaz Güney oturuşu’na, ‘Haydarpaşa Garı’ndan ‘Kötü kalpli sarışın’a, ‘Türk korkularının başrol oyuncusu ‘cinler’den ‘Sabah yataktan çıkınca erkeğin gömleğini giyen kadınlar’a, ‘Bar kavgası’ndan ‘Bunu ben de çekerim’e, ‘Biz çekerken çok eğlendik’ten ‘Sevmediği filmi ödüllü diye övmek zorunda kalan eleştirmen’e kadar 100 seçkin sinema klişesi var.

Kendisi de bir sinema yazarı olan gazeteci Şenay Aydemir deneyimlerini ve izlenimlerini nokta atışı bilgilerle harmanlayarak sinema tarihini hallaç pamuğu gibi attıran çok şenlikli bir kitaba imza atmış. Çaktırmadan yerli yabancı her başlık altında işlediği güncel sinema kültürü de cabası.

Sinemayı seven herkes için hem eğlenmelik hem öğrenmelik –ve bakınız bu ‘-lik’ ekleri de tam bir zamane klişesi! İmdaaat…  

Sevim Gözay

2017-04-26T16:22:59+00:00