“Annemle babamın kelimeleri yoktu” / Spiegel röportajı

KAREN MINASYAN / AFP

Janine Altounian 1934‘te Paris‘de Ermeni soykırımında sağ kalan bir anne-babanın kızı olarak dünyaya geldi.

Söyleşi: Margherita Bettoni

Janine Altounian yazar ve çevirmen olarak çalışıyor ve 40 yıldan uzun bir süredir soykırımın, hayatta kalanlar üzerindeki psikolojik etkilerini araştırıyor. Altounian, Freud’un toplu eserlerini Fransızcaya çeviren ekibin üyesi.


SPIEGEL ONLINE: Annenizle babanız soykırımdan canlı kurtuldu. İlk kez ne zaman farkına vardınız bunun, hatırlıyor musunuz?

Altounian: Daha çocukken, annemle babamın büyük bir felaket yaşamış ve sağ kalmış oldukları duygusu vardı içimde. Hayat onlar için büyük bir talihsizlik gibiydi. Ama soykırımı anlatabilecek kelimeleri yoktu. Annem, tehcire gönderildiğinde dört yaşındaydı, okula bile başlamamıştı daha. İkisi de Türkçe konuşarak büyümüşlerdi, ama yine de benimle Ermenice konuşuyorlardı. Bir soykırımı tarif edebilecek bir lisanları, derine inebilen kelimeleri yoktu. Yine de iç çekişler vardı, bir de büyükannemin hep söylediği bir cümle: “Neyimiz varsa kaybettik, herşeyi orada bıraktık.”

SPIEGEL ONLINE: Annenizle babanızın kişisel geçmişlerinin kolektif bir hadisenin bir parçası olduğunu ne zaman anladınız?

Altounian: Yetişkin bir kadın olarak Paris’de yaşayan bir grup Ermeni aydınıyla ilgilenmeye başlamıştım. Ermeni tarihçi Anahide Ter Minassianın seminerlerine katıldım. Bana Jean Marie Carzou‘nun bir kitabını önerdi: “Un génocide exemplaire” (“Örnek bir soykırım“). Kitabı okuduğumda, yaşadığım şeylerin tarihsel bir travmanın, Ermenilere uygulanan bir soykırımın sonuçları olduğunu öğrendim.

SPIEGEL ONLINE: 40 yıldan uzun bir süredir bu travmanın sonraki kuşaklar üzerindeki etkilerini inceliyorsunuz. İnsanın kendi yaşamadığı birşey hayatını neden etkiler?

Altounian: Çünkü annenizle babanızın iyi olmadığını hissedersiniz. Ben annemin hayatı boyunca gerçek bir mutluluk yaşamamış olduğunu seziyordum. Bu, benim de hayatından memnun bir kadın olmamı engelledi. Örnek alabilmenin özlemini çektiğim kadını evde bulamadığım için, sonunda okul beni kurtardı. Sonra Almanca öğretmeni oldum, çünkü öğretmenim olan kadınlar, benim için, hayatla barışık, akıllı kadın imajını temsil ediyorlardı. Bunun bir parça trajik bir yönü de var. Çünkü bir anlamda hayatımı gerçekten yaşamadım. Yaptığım ve yazdığım her şeyde amacım, aileme, kaybettikleri şeyleri geri vermekti.

SPIEGEL ONLINE: Babanız 1920’de tehcir sırasında başından geçenleri anlatan bir günce yazdı. Siz bu günceyi 1978‘de çevirtip yayınladınız. Bu belge sizi nasıl etkiledi?

Altounian: Babam 1970‘de öldü. Annemin bir zamanlar bir el yazmasından bahsetmiş olduğunu ancak babamın ölümünden sonra hatırladım. Babam, güncesine “Tout ce que j’ai enduré de 1915 à 1919″ (“1915 ile 1919 arasında başımdan geçen herşey“) başlığını koymuştu. Türkçe yazılmıştı, ama Ermeni alfabesiyle. Çevirttim, okurken büyük bir şok geçirdim. Annemle babamın hiçbir zaman dile getiremediği, ama çocukluğumda hep hissetmiş olduğum şeyler apaçık anlatılıyordu orada. Zaten daha önce de psikoterapi görmüştüm. Ama babamın güncesi beni öylesine sarstı ki, ikinci bir terapiye başlamak zorunda kaldım.

SPIEGEL ONLINE: Ermeniler soykırımla neler kaybetti?

Altounian: Herşeyden önce bağlarını. Bir zamanlar vatanları olmuş bir ülkeyle bağları koptu. Sonra kültürlerini. Ben Ermenice konuşarak büyüdüm, ama karmaşık konuları anadilimde ifade edemiyorum. Sık sık Ermenicemi geliştirmem gerektiği geçiyor aklımdan. Ama yapmıyorum, çünkü yoksa melankoli içinde boğulurum. Yıkımın yarattığı bir melankoli bu, çünkü soykırım yüzünden düşüncelerimizi Ermenice dile getirme yeteneğini kaybettik.

SPIEGEL ONLINE: Kolektif bir travmayı anlatabilecek kelimeleri ancak ikinci ya da üçüncü kuşağın bulabileceğini söylüyorsunuz. Neden?

Altounian: Felakette sağ kalan kuşak çaresiz. Travmayla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları kültüre de, dile de, paraya da, ilişkilere de sahip değil bu kuşak. Ben, bu soykırımı bütün karmaşıklığı içinde ifade edebilen kelimeleri bulabilmek için, önce konuğu olduğum ülkenin dilini, yani Fransızcayı öğrenmek zorunda kaldım. Bu yüzden, bu başa çıkış için en az bir kuşağın geçmesine ihtiyaç var; bir de, bu tarihi dinleyip benimsemeye hazır bir evsahibi ülkeye.

SPIEGEL ONLINE: Bu söylediğiniz fail tarafı için de geçerli mi?

Altounian: Sanırım evet. Soykırımın baş sorumlularından Cemal Paşa’nın torunu büyükbabası hakkında bir kitap yazdı. İnsan hakları savunucusu bir Türk kadını olan Fethiye Çetin de, “Anneannemkitabında, ölümünden kısa bir süre önce Ermeni olduğunu itiraf eden anneannesini anlattı. Kitabın yayınlanmasının ardından, kendisine benzer hikayeler anlatan Türklerden sayısız mektuplar aldı. Soykırım sırasında tecavüze uğramış ya da zorla evlendirilmiş kadınların çocukları ve torunlarıydı bu mektupları yazanlar. İyi ki çocuklarını yine de dünyaya getirmiş bu kadınlar! Deyim yerindeyse siyasal bir bomba taşıyorlardı bedenlerinde; etkisini sonradan gösteren bir bomba. Çünkü şimdi çocukları bu hikayeleri anlatabiliyor.

SPIEGEL ONLINE: Siz kişisel travmanızla psikoanaliz ve kitaplarınız sayesinde başa çıkabildiniz. Sonunda iyileşmek mümkün olabiliyor mu?

Altounian: İyileşme bana pek fazla birşey ifade etmiyor. Bir soykırımın doğurduğu travma iyileştirilemez. Ama aslında evet: Yaşım ilerledikçe, içimde taşıdığım mirası zenginlik olarak daha fazla algılıyorum. Örneğin annemle babamın geçmişinden, hayatta kalma sanatını öğrendim, az olanı en iyi değerlendirebilme yeteneğini. Bu tür bir travma yaşamamış insanlarla konuştuğumda, hayatı aslında onlardan daha iyi bildiğimi düşünüyorum. Taşıdığım mirası sevmeyi öğrendim.

SPIEGEL ONLINE: 2013 yılında ilk kez Türkiye’ye gittiniz ve Bursa’da, vaktiyle büyükannenizin de oturduğu Ermeni mahallesini ziyaret ettiniz.

Altounian: Büyükannemin anlattığı yerleri mutlaka görmek istiyordum. Orada bir zamanlar mutlu olduğunu sezdiğim yerleri. Ama Ermeni mahallesine girip de yıkık dökük evleri gördüğümde yıkıldım. Tehcire gönderilmenin ne demek olduğunu fiziksel olarak ilk kez orada anladım. Ve hemen terkettim ülkeyi, yoksa delirecektim.

SPIEGEL ONLINE: Türk hükümeti halen olanlara soykırımdemeyi reddediyor.

Altounian: Erdoğan yönetiminde bugün uygulanan baskılardan da dolayı herhalde ölünceye kadar Türkiye’ye bir daha gitmeyeceğim. Yine de bu ülke bir zamanlar benim vatanımdı. Türkiye Ermenilere uygulanan soykırımı itiraf etse, ne çok şey yapılabilir. Yeni bağlar kurulur, bir kültürel alışveriş başlar … İtiraf edebilse …

—————————————————————
Almanca’dan çeviren: Recai Hallaç
Bu söyleşi 11 Eylül 2016 tarihinde Spiegel Online‘da yayınlandı.
2017-04-24T23:17:41+00:00