CHP için karar vakti / Can Dündar

Günlerdir insanlar sokaklarda hakkını arıyor. “Atı çalan Üsküdar’ı geçti” olupbittisine karşı, çalınan oyunun hesabını soruyor.Hayır bitmedi” diye haykırıyor.

CHP nerede?

Mahkeme kapısında… Erdoğan’la çay toplayan yargıdan umut bekliyor.

“Sonucu tanımıyoruz” diyor.

Peki, ne yapacaksınız?

“Kadıya gideceğiz.”

Ya yargıyı katleden kadıysa?

“Kadıyı mahkemeye şikâyet edeceğiz.”

Bu kısır döngüden çıkış var mı?

Tamam, sakin olalım, tahriklere kapılmayalım, öfkeye yenilmeyelim.

Ama sürekli sükûnet telkininden, kararlı bir siyaset çıkar mı?

Toplumun yarısı diktatörlüğe karşı tavrını belli etmiş; tutuklanmayı göze alarak, onca baskıya rağmen “Hayır” demiş. Maçın ortasında kural değişmiş. Ve yenilenler, yenenleri mağlup ilan etmiş. Ülkenin demokrasisi, bir kavşakta esir alınmış.

Saraya Başkanlık bayrağı çekilmiş.

Ama “Hayır” cephesi yeterince kalabalık, gereğince güçlü olduğunu anlamış. “Başkan”ın sarayda uykuları kaçmış.

Şimdi kararlılıkla asılırsak kurtarabileceğiz.

Tam bu aşamada, Durun bakalım, yargı ne diycek” dışında bir söz duymak, bir siyaset görmek hakkımız değil mi?

> >

Ayağına gelen, tarihi fırsatı harcıyor CHP…

Yine o klasik sağcı damar var karşımızda:

Solda ekmek yok, sağda boşluk var. CHP merkeze yanaşıp muhafazakâr kitleye oynamalı…”

Bunu diye diye CHP tabanını yerel seçimde Ankara’da bir MHP’liye, Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir İslamcıya oy vermeye zorladılar.

Sonuç:

Ankara yıllardır bir MHP’lide, Saray, yıllardır bir İslamcıda…

Orijinalinden iyisini yapamayacağınızı anlamadınız mı?

Gerçeği dururken millet niye kopyasına oy versin?

Bu zihniyet, CHP’ye 1950 öncesi Köy Enstitüleri’ni kapattırdı. Bu zihniyet, CHP’ye imam hatip açtırttı.

Oysa CHP’nin iktidara en çok yaklaştığı ya da iktidarı paylaştığı birkaç zaman dilimi varsa o da, “Faşizme karşı omuz omuza” yürüdüğü (1977), “Sattırmam” diyerek masaya yumruğunu vurduğu (1983), Kürtlerin temsilcilerini Meclis’e taşıdığı (1991) dönemlerdir.

> >

Bugün görüyoruz ki, parti ayrımları ortadan kalktığında 5 harf, demokratik-özgür bir ülke isteyenleri birbirine bağlayabiliyor:

“Hayır!”

O halde ortak paydamız belli:

Önce “Hayır” cephesini genişletip ülkeyi diktatörlüğe gidişten kurtarmak…

Sonra bu güçbirliğinden bir ortak bir yol haritası, kurucu bir anayasa ve yeni bir iktidar çıkarmak…

Bu, mümkün…

Bu seçim bir kez daha gösterdi ki, Kürtler böyle bir  oluşumun sadece güçlü değil, elzem unsuru…

Türkiye’den umudunu –hala kesmedilerse– kesmek üzereler. Ayrışmanın bütün sinyalleri var. Hep söylüyorlar:

“Biz, barış için anlaşabileceğiniz son kuşağız” diye…

Ve o kuşakla, şimdi “Hayır” cephesinde omuz omuzayız.

Bu birlikteliği sürdürmek, hem ayrışmaya karşı güvencemiz, hem barış için reçetemiz, hem güçlü mücadele için vazgeçilmezimiz.

Ama Kürtlerin liderlerinin hapiste oluşundan istifade ederek değil, buna itiraz ederek; onlara sahip çıkarak, haklarını savunarak…

CHP’nin tarihi sorumluluğu da burada:

Merkez sağda fırsat kollama fırsatçılığından kurtulup, tüm muhalifleri kucaklayacak bir sol alternatife yönelmek ve 1990’ların başında Erdal İnönü’nün gösterdiği cesareti göstererek iktidara yürümek…

Böylece hem Kürtler için yasal siyaset kanallarını açmak, hem Kürt coğrafyasında cihatçılara karşı mücadele eden bu laik tabanla dayanışmak… Ülkenin demokratik bir çerçevede bütünleşmesini de güvenceye almak…

CHP, biraz cesaret etse, mahkeme kapılarında, cami avlularında aradığı desteği, “Hayır bitmedi, daha yeni başlıyor” diye yürüyen Kadıköy’de, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” diye haykıran Beşiktaş’ta, “Seni başkan yaptırmayacağız” diye diklenen Diyarbakır’da bulabilir.

Gerçek tabanı oralardadır.

Şimdi değilse, ne zaman?

Can Dündar

 

2018-02-12T17:08:00+00:00