TC İstihbaratı, Beyaz Şarap ve TIR Dosyası / Hayko Bağdat

Canım Kardeşim selam; Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Ne referandum oldu öyle değil mi? Memleketin konuşan tek adamı olmak isteyen bir narsisti oyladık. Bütün muhalif medyanın kapısına kilit vurmuş, ne kadar cesur gazeteci varsa zindana atmış, halkın oyuyla seçilmiş siyasetçileri, belediye başkanlarını tutsak etmiş, devletin kasasından bütün parayı seçim kampanyasına harcamış, tarafsızlık yemini etmiş bir cumhurbaşkanı olmasına rağmen “hayır” oyu verecek olan vatandaşlarına “hain teröristler pislik hayvanlar” diye çığırmış bir adam daha fazla yetki alsın diye hepimiz seferber olduk.

Buna rağmen halkın yarısı utanmadan “diktatöre hayır” oyu verdi. Üstelik Yüksek Seçim Kurulu bile “evden getirdiğiniz oy pusulaları geçerli sayılacak. Dışarıda içine ne koydukları belli değil” diyerek vatan savunması için üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirdi.

Türkiye halkını anlamıyorum. Emeğe saygı konusunda çok zayıfız. Bu kadar çalışıp didinmiş bir adama nasıl “hayır” denir yahu?

Bir insan diktatör olabilmek için daha fazla ne yapabilir ki?

Utanıyorum “hayır” diyenlerden. Benim Reis’imin canını sıktılar resmen…

Referandumda elin Berlin’inde bizler ne yaptık diye soracak olursan cevabım çok. Biliyorsun buradan gazetecilik yapmaya devam edebilmek için bir Twitter bir de Facebook hesabı açma cesaretini göstermiştik. İnsanlık için küçük bizim için dev bir adımdı bu. Üstelik bizi bir kaşık suda boğmaya yeminli TC istihbaratı karşısında hesaplarımıza dört haneli bir şifre koyarak gereken tüm önlemlerimizi çoktan almıştık. Can Abi “şifre benim doğum tarihim olsun” diye tutturmuş olsa da hala güvenli sayılır hesaplarımız.

Meşhur Pazar günü işte bu hesaplar üzerinden “referandum takip gazeteciliği” görevini üstlendik. Fakat sen de biliyorsun ki iyi bir gazeteci son teknolojik gelişmeleri an be an takip etmeli. Genel Yayın Yönetmenimiz tam da böyle meziyetleri olan biri. Gerçi kendi telefonundan SMS atmayı henüz bilmese de “çocuklar Skype ve Periscope şeylerini Twitter ve Facebook kablolarına siyah elektrik bandı ile bağlasak NTV, CNN gibi yayın yapamaz mıyız?” diye sordu.

Pazar günü aynı zamanda paskalya olduğundan tüm elektrikçiler kapalıydı ve maalesef siyah elektrik bandı bulamadık. Fakat ekibimizden birinin cüzdanında iki adet yara bandı vardı. Denedik, oldu valla. Şimdi aynı sistemi yine kur desen nasıl yaptığımıza dair hiçbir fikrim yok. Ama yara bantlarıyla bakır kabloları birleştirip yayına başlayınca halkımızın ilgisini çektiğimize eminim. Çünkü gün sonunda 1 milyon 500 bin izlenme oranını yakaladık.

Biz gün boyu deli gibi koşuşturup Can Abi’nin kalbi kırılmasın diye uğraşırken beyefendi ne yaptı dersin? Kendi telefonuyla bizi kayda aldı! Neymiş? Bir diktatöre karşı dünyanın neresinde olursak olalım direnebilmenin yolları varmış da bu bilgi gelecek nesillere aktarılmalıymış da yarın öbür gün bu kayıtlar aslanlar gibi direnecek gençlere umut verirmiş de falan filan. Belgeselcilik kanser gibi bir hastalık yeminle…

Neyse, senin anlayacağın çok yoğun bir Pazar geçirdik ekip olarak. Üstelik gece 21.00’den sonra, sonuçlar netleşince iki kadeh şarabı içen “ben de periscope’a çıkacağım ulan” diye tutturmasın mı? O Gün ofisimize davetli olan alkollü Berlin Diasporası’nı durdurabilmek için söktüm attım yara bandını kablodan.

Şimdi yeniden bağlıyorum, olmuyor. Senin anlayacağın Pazartesi günkü yayınlarımızı Erdoğan değil beyaz şarap durdurdu yani.

Kardeşim, hep siyaset konuştuk. Mektupta yerim daralıyor. Senden özel bir ricam var. İstanbul’dan eşyalarımızı getirmek istediğimden bahsetmiştim önceki mektuplarda. Sağolsun kayınvalide bu işi üstlenmişti. Üstelik 3.500 Euro fiyat verilen sevkiyatı 1.200 Euro’ya yapan birisini bulmuştu. Madem bu kadar ucuz, Mustafa Altıoklar da tüm evini buraya taşısın diye düşündük. Aile fotoğraflarımızdan kütüphanemize, kitap taslaklarından bekleyen senaryo metinlerine, beyaz eşyadan özel tasarım mobilyalarımıza her şeyi paketleyip aldılar evden. Üstelik “TIR sınır kapısında şu an. Hemen 1000 Euro daha yatırın” gibi telefonlar gelince üzerimize düşeni yapıp tüm ödemeyi fazlasıyla yolladık adamın hesabına. Hah, mevzu şu ki o adama altı gündür ulaşamıyoruz. Son iki gündür kaynana da açmıyor telefonları utancından.

Perşembe gibi ozguruz.org twitter hesabımızdan herifin watsaptaki fotoğrafını yayınlayacağım. Onu bir rt edersen sevinirim. Zor durumdayım.

Olmadı Can Abi’den rica edeceğim. MİT TIR’larını yakalayan adam benim eşyaları kaçıran TIR’ı da bulsun bir zahmet.

Bende şimdilik havadisler böyle kardeşim.

Kendine çok dikkat et. Haftaya yine yazacağım.

Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Mustafa Altıoklar tüm geçmişini çaldırdım diye bana kızabilir. Hatta küsebilir. Yine en yakın arkadaşım sen olur musun? Çok yalnızım çünkü…

Hayko Bağdat’tan
mektup var

2017-05-09T15:20:12+00:00