Bu Pazar hep birlikte el frenine asılalım

Ana Sayfa/özgürüz'e yazdılar/Bu Pazar hep birlikte el frenine asılalım

O meydanları dolduran kalabalıklara, o sevda ile coşan milyonlara, hevesle sallanan bayraklara, “Öl de ölelim” diye bağıran genç kadınlara sahneden bakan insan, kendini yenilmez sanıyordur değil mi?  

Bütün ülke o alandakilerden ibaret, bütün iktidar kendisine emanet zannediyordur.

Camileri kışla yaptığını, minarelerden süngüsü, kubbelerden miğferi olduğunu farz ediyordur.

Siyasi ölümsüzlük iksiri içmiş gibi, gücünün sarhoşluğunu yaşıyordur.

Yanılıyordur.

  • > >

Unutamadığım bir sahne var:

3 Kasım 2002 Pazar gecesi…

Saat 21.50…

Ankara Beşevler’deki DSP Genel Merkezi…

Birkaç meslektaşımla birlikte ıssız binanın Genel Başkan odasına girdiğimde, 3 metrekarelik özel kalem makamında görmüştüm Başbakan Bülent Ecevit’i… Lacivert takım elbise giymişti. Yine kibardı, ama solgundu. Bitkindi.

1999’da birinci parti yaptığı DSP, 3 yıl sonra o gece sıfırlanmıştı. O meydanları dolduran kalabalıklardan, çevresini saran hayranlardan, oy veren milyonlardan hiç ama hiç kimse kalmamıştı yanında… Eşinden başka…

“Gelecekten kaygılı mısınız” diye sorduk.

Yarım gülümsedi:

“Rahşan’la yarım asırda başımıza gelmedik kalmadı. Artık hiçbir şeyi yadırgamıyoruz” dedi.

AKP’nin iktidara geldiği geceydi o gece…

Dışardan zafer konvoylarının kornalı gümbürtüsü duyuluyordu.

Gürültüye kulak kabartarak, “Anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaştılar mı?” diye sordu Ecevit…

Odadakiler birbirimize baktık şaşkınlıkla…

  • > >

O kaygılı soru, bu Pazar yanıtını bulacak.

Yarım asırda başına gelmedik iş kalmayan ülke, ya âşık olduğu celladına, “Tekmele taburemizi” diyecek ya da son sürat duvara doğru giden bu güç sarhoşu sürücünün el frenini çekecek.

Meydanları dolduran allı beyazlı kalabalıklara bakınca ikinci seçeneğin mümkün olmadığını sanıyorsunuz değil mi?

“Ben ‘Hayır’ diyeceğim, ama ‘Evet’ çıkacak” inançsızlığı, kamuoyu yoklamalarından sırıtıyor.

Korkuydu ilk düşmanımız; ikincisi bu inançsızlık şimdi…

“Yenilmez” sananlar,  “Yenilmem” sananların ekmeğini yağlıyor.

Başbakan Menderes de öyle sanıyordu. 25 Mayıs 1960’da Eskişehir’de yaptığı mitingin görüntülerini görseydiniz, kürsüdeki adamın 2 gün sonra yapayalnız bırakılacağına inanamazdınız.

Süleyman Demirel için meydanları dolduran milyonlar, 12 Eylül Cuma sabahı bir anda sırra kadem basıvermiş, birkaç saat içinde, “Çok yaşa Evren Paşa” alkışına başlamışlardı.

Evren Paşa mı?

1982’deki oyu, yüzde 91’di. Tenha cenazesi, “Haram olsun” haykırışları arasında defnedildi.

Halkımızın, sendeleyen liderini terk etme çevikliği, 6G hızındadır.

da; iyi ki öyledir.Bir yandan Fanatik değildir bizimkiler, pragmatiktir. Bakar durumuna, umut görmezse, döner sırtını; yenisinin peşine düşer.

Faşizm (bile) kolay kök salamaz bu rengarenk toprakta…

  • > >

Erdoğan, kitleleri en uzun süre oyalayan lider oldu. Hala ülkenin yarısında kredisi var. Ama gün be gün o kredinin tükendiğini, düşüşe geçtiğini görüyor. Ekonomideki daralmayı, dünyadaki yalıtılmışlığını, tabandaki rahatsızlığı hissediyor. Hissettiği, yüzünden, öfkesinden, kibrinden okunuyor. Sendelediği anda, kendisini sırtlayan kitlelerin bir gecede sırtını döneceğini, en yakın sandıklarının, “Biz sana dememiş miydik” kuyruğuna gireceğini, mahkeme huzurunda ağır hesap vereceğini biliyor.

Kazanmak için krizi tırmandırmaktan, baskıyı artırmaktan, kutuplaşmayı kamçılamaktan, bütün karşıtlarını “terörist” ilan edip korkutmaktan başka çaresi yok. O da bunu yapıyor. Muhaliflerini tutukluyor, karşı çıkanı hapsediyor, “Hayır”ı susturuyor, Avrupa’ya meydan okuyor, idam vaat ediyor, dini kullanıyor, gerdikçe geriyor.

Bütün yetkiyi istiyor; meclisi, hükümeti, yargıyı, medyayı, askeri, polisi, üniversiteyi, diyaneti, bürokrasiyi… Hepsini…

Kendi otoritesi dışında kalan herkes, her şey korkutuyor onu…

Daha çok korktukça daha çok korkutuyor.

  • > >

Bu referandumda anayasa değil, Erdoğan oylanacak.

Seçmen, onun kamçısı altında yaşayıp yaşamamaya karar verecek.

“Yeter dur”la “Daha da vur” arasında bir seçim bu…

Her iki seçenekte de ülkeyi zorlu bir dönemin beklediği kesin…

“Evet”, duvara doğru giden sürücünün gazını körükleyecek;

“Hayır”, el frenini çekip onu yoldan çıkaracak. Ortalık karışacak.

İktidara yatırım yapan yandaş sermaye, “Giderse ne yaparız” paniğiyle kampanyaya para döktü.

Rusya’yla ilişkiler gerilince Batı aklı, “İstikrar olsun da demokrasi de olmayıversin” demeye başladı.

Koltuğunu kaybetmekten korkan Bahçeli’si, sıcak para taşıyan yabancı sermayesi, iktidardan beslenen gazetecisi, usulsüz ihalelerle paraya boğulan müteahhidi, parasız kalan kredi kartı borçlusu, barış gelir diye korkan korucusu, ormana-sahile dadanan dolandırıcısı, vurguncusu, soyguncusu “Evet”e kitlendi.

Haftalardır bir beyin yıkama kampanyasında “Hayır”cılara silah gösterildi, kurşun sıkıldı, yasaklar kondu. Bütün ekranlar “Evet”çilerle doldu.

Yine de, bunca baskıya rağmen, ülkenin yarısı, inatla direniyor diktatörlüğe…

Erdoğan, yandaşlarıyla karşıtlarını saflaştırıp bir ülkeden iki ulus çıkarmayı başardı.

Onların karar günü Pazar…

“Daha vur” ile “Yeter dur” arasında bir seçim…

Kamuoyu yoklamaları, ikisini başabaş gösteriyor.

Erdoğan, anayasayı tek başına değiştirecek, her talimatından kanun yapacak çoğunluğu istiyor.

Aklıma, 3 Kasım Pazar gecesi, “O çoğunluğa ulaştılar mı” diye soran devrik Başbakan geliyor.

Tarih, kendini vazgeçilmez, kitleleri vazgeçmez sananlar için iyi bir ders kitabıdır.

Pazar, o kitabın yeni bir sayfasını çevirelim.

Bu yalan/talan koalisyonunun el frenini çekelim.

Ülkemizi, vaat edilen katran karanlığın elinden kurtaralım.

Sonra seyredin bakın, 6G hızında neler olacak.

Hayırlı pazarlar.

Can Dündar

2017-04-15T12:25:31+00:00