Belgeleriyle bir soygun haberi: Huzurevi Oteli

Belgeleriyle bir soygun hikayesi: Huzurevi Oteli 

Can Dündar araştırdı.

Gazete sayfaları arasında kaybolan küçücük bir haber:

“Taş Yapı’nın Etiler’deki oteli için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi.”

Böyle okuyunca sıradan bir haber gibi görünüyor. Oysa ardında koca bir yolsuzluk dosyası gizli… Ustaca örtbas edilmiş büyük bir suç dosyası… Bahse konu şirketin reklam verme kapasitesi ve hükümet korkusu nedeniyle merkez medyada kimsenin işlemeye cesaret edemediği bir utanç belgesi…

Gelin şu dosyaya biraz yakından bakalım:

Yaban Hayvanlarını Koruma ve Kürk Bakanlığı

“Çevre” ve “İmar”, birbirine rakip iki bakanlıktır.

“İmar”, yatırımcıdır; “Çevre”, korumacı…

Birinin beton dökmek istediği parklara öbürü sahip çıkar; böylece, devlet yönetiminde bir denge kurulur.

Cumhuriyet kurulduğunda “Bayındırlık Bakanlığı” vardı. Sonra “İmar ve İskân Bakanlığı” kuruldu.

Epey sonra, “Çevre ve Orman Bakanlığı” geldi.

Tabii inşaat lobisi bundan hiç hoşlanmadı. Çünkü “Çevre”ciler habire işlerine engel çıkarıyordu.

Epey kulis yaptılar ve 2011’de istedikleri oldu:

AKP, Çevre”yi, “İmar”cıların buyruğuna soktu; bakanlığa da “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” adını koydu.

“Yaban Hayvanlarını Koruma ve Kürk Bakanlığı” gibi bir şey…

 

Taş gibi yapı

Yeni “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı”nın ilk bakanı, Erdoğan Bayraktar oldu ve tabii ki “Çevre”den çok “Şehircilik” için çalıştı.

Bayraktar, bakanlığa 6 Temmuz 2011’de geldi.

Bir ay sonra, 2011 Ağustosunda bir yasa çıktı:

Bu yasa ile Şişli Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ve Şişli Motor Lisesinin bulunduğu 59.000 metrekarelik arazi, Bulgar Ortodoks Kilisesi Vakfı’na verildi.

Bu kadar kıymetli bir arazinin bir Hıristiyan Vakfı’na verilmesi sizi şaşırttı mı?

Şaşırmayın. Çünkü hemen ardından Vakıf, arsa için bir inşaat şirketiyle kat karşılığı anlaşma yaptı.

Hangi şirket?

Taş Yapı…

Hani şu Kadıköylülerin bütün itirazlarına rağmen “Meteoroloji Arsası”na 45 katlı 4 gökdelen yapan, doymayıp yanına da ruhsata aykırı 9 bin metrekare “taş gibi yapı” konduran Taş Yapı…

Şirket, kaçak inşaatı için belediyeden alamadığı ruhsatı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan almayı becermişti. Aralarında iyi bir ilişki olmalıydı.

Huzurevi yerine otel ihtirası

Şişli işi iyi gidince Taş Yapı bu kez de gözünü Etiler’deki huzurevi arazisine dikti. Aslında ne zamandır bu paha biçilmez araziyle ilgileniyor, oraya otel alışveriş merkezi ve ofisler yapmak istiyordu. Ama bunun için, imar planını değiştirmek gerekecekti. Çünkü imarda arazi, huzurevi olarak görünüyordu.

İlk kez 2006’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) “Boşverin huzurevini, buraya 8 katlı konutlar yapalım” diye proje sunarak imar değişikliği istemiş, ancak “yeni bir sağlık alanı göstermediği” gerekçesiyle red cevabı almıştı.

2006-2009 arası, küçük değişikliklerle aynı otel projesini 4 kez daha belediyeye getirmiş, hepsinde reddedilmişti. 2011’de büyük fedakarlık yapıp, “Tamam 7 katlı olsun” diye gittiği 6. başvurudan da sonuç alamamıştı. Rant o kadar büyüktü ki, Taş Yapı’nın ihtirası müzminleşmişti. Sonunda “Peki özel sağlık tesisi yapalım” diye bir proje hazırladı; yine olmadı. İBB, oybirliği ile reddetti.

İşte o aşamada Erdoğan Bayraktar imdada yetişti ve Taş Yapı’nın önü bir gecede açılıverdi.

Dinlemeye yakalandılar

Bakanlık, 1 Kasım 2013 günü, belediyeyi devre dışı bırakan bir müdahaleyle arsayı yetkisine aldı ve “Özel Proje Alanı” ilan ediverdi. Bakanlık imar planına, “Apart konaklama üniteleri yapılabilir” notu eklemiş ve bunların satışına izin vermişti.

Ancak o aşamada hiç beklenmedik bir sorunla karşılaştılar:

İşleri kılıfına sokmak için aralarında yaptıkları konuşmalar, polis dinlemesine takılmıştı. Ve oradan, alışverişin bütün detayları ortaya çıkmıştı.

Gelin şimdi o süreci, telefon kayıtlarından izleyelim:

Çevre’yi ona bağlıyoruz. Sonrası kolay

Pazarlık için Taş Yapı, Beşiktaş Belediye Meclis üyesi Hüseyin Avni Sipahi’yi devreye sokmuştu. İddiaya göre inşaatçıların bakanla bağını kuran, bakanlıktaki sorunlu kapıları açan isim oydu.

Sorun, Bakanlık’taki “Çevre” birimiydi. Bahse konu arazi huzurevi olarak planlanmış. Belediye de Taş Yapı’nın projesini defalarca reddetmiş. Onaylarsak altından kalkamayız” diyerek pişmiş aşa su katıyorlardı.

Bu engel, aşılmalıydı.

22 Haziran 2013 günü Sipahi, Taş Yapı’nın sahibi Emrullah Turanlı’yı aradı ve müjdeyi verdi:

“Mehmet Birpınar’ı Müsteşar Yardımcısı yapıyoruz. Çevre’yi ona bağlıyoruz. Ondan sonra daha kolay. O, bütün işimizi yapar. Sen onu bir ara da ‘Ne yapıyorsun, iyi misin’ de…

Haberi alan Turanlı, sevinç içinde Birpınar’ı aradı:

“Kuşlar bana söyledi: Yakındır, güneş doğacak” dedi.

Birpınar’ın cevabı şu oldu:

“Orada başbelası adamlar var. Benimle uğraşıyorlar. İnşallah olur. Allah razı olsun abi, hürmetler ediyorum.”

Bu telefon görüşmesinden 10 gün sonra, Prof. Mehmet Birpınar, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ve Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevine atandı.

Bakan, “Otel olsun” dedi

“Çevre”, böylece “huzurevi yerine otel” ihtirasının ayak bağı olmaktan çıktı. Artık yollar açılmıştı.

31 Temmuz günkü telefon konuşmasında, Sipahi,

Turanlı’ya yeni müjdeyi verdi:

Şimdi Mehmet beyle konuştum, ‘O huzurevinde otele dönün’ dedi. Bakan beyin onayını aldım. ‘Onu hemen bana getir, bitireyim’ dedi. Hemen teklifi yapın, derhal başlatalım.”

Böylece, “Huzurevi ve Turistik Tesis” başlıklı proje teklifinden, Bakan’ın emriyle “Huzurevi” ibaresi çıkarıldı. “otel” kaldı.

Yıkım işini bizimkine ver

Bu yapılan iyiliklerin herhalde bir karşılığı vardı.

2 Ekim 2013 günü, Taş Yapı’nın sahibi Turanlı’yı bu kez bakan Bayraktar aradı. Aralarındaki “al gülüm, ver gülüm” ilişkisini gösteren şu konuşma kayda geçti:

“-Efendim bakanım.”

“-Ne var ne yok, ne yapıyorsun? İyi misin? Kilo verdin mi?”

“-Allah razı olsun, yardımcı oldun, fikir verdin, 10 kilo gitti. Kaldı bir 10 kilo. Allah’ın izniyle onu da vereceğiz.”

“-Ha tamam. Senin tüm işlerine yardımcı oluyoruz biz…”

“Bakanım, Allah senden razı olsun. Bir fırsatın olduğunda gelip bir derdimi anlatacağım sana…”

“Ya neyse… Sen bu Okmeydanı Sigorta Hastanesi’ni almışsın ya onun yıkımını bizim Ruhan’a verebilir misin?”

“-Tabii bakanım, ne demek, emrin olur.”

 -Sağlam yap mukaveleni onlarla… Sağlam uşaktır, ama sen kefil mefil teminat al. Senin işlerinin bir kısmı halloldu, bir kısmı oluyor. Yani problem yok. Seni harç yatırmak için çağıracaklar. Harç çıkıyor bazı yerlerde…”

“-Bakanım, bir hayrına bu harcı… Tabii istedikleri kadar alıyorlar da… Sen nasıl emredersen öyle yapacağım zaten…”

“-Harç, resmi devletin harcı.. Başka senden bağış mağış bir lira istedikleri yok.”

“-Yok. O harcın alt limiti-üst limiti var ya bakanım…”

“-Yok, fazla bir şey tutmaz o ya… Senden aşırı bir şey isterlerse bize haber verirsin, ona bakarız. Yasal çerçevede aşağı iniyorsa indiririz.”

“-Tamam bakayım. Sen kime talimat verirsen ben gideyim onunla…”

“-Seni ararlar bugün.”

“Adam, her tarafa ulaşıyor”

Ancak harç işi hallolmadı.

31 Ekim 2013’de Taş Yapı’nın sahibi Emrullah Turanlı, Bakan Bayraktar’a derdini şöyle anlattı:

“Önce ‘Yatması gereken, 1 trilyon’ dediler. Onu yatırdım. Sonra ‘5 trilyon yatırman lazım’ dediler. ‘Peki o zaman, yapacak bir şey yok’ dedim, 4 trilyon daha ilave yaptım. Onu da bugün yatırdım. Ama hala askıya çıkarmadılar bakanım”.

Bakan Bayraktar, “Onu bugün çıkarırlar” dedikten sonra “Sen bir an evvel başla. Uzadı o… Canımız sıkılıyor ya” diyerek sıkıntısını belli etti.

Telefonu kapattıktan hemen sonra bir yardımcısını aradı:

“Bu Emrullah’ın şeyini gönder İstanbul’a” dedi, “Çünkü biliyorsun bu, her tarafa ulaşıyor, oradan arıyorlar, bize sıkıntı oluyor.”

Belli ki Turanlı, ucunda “100-200 trilyon rantolduğu söylenen otel işini bakanlıkla çözemeyince hızlandırmak için “bakanın üzerinde bir yerlere” ulaşmış, ora”nın devreye girmesi de Bayraktar’ın canını sıkmıştı.

Erdoğan’ın onayıyla yaptım

Tam işler yoluna girmişti ki, 17 Aralık geldi ve yolsuzluk soruşturması, bakanı devirdi. Telefon kayıtları ortaya saçıldı, fezlekelere girdi. Bayraktar, artık şüpheliler arasındaydı. Ama o, diğer şüpheliler gibi suçu tek başına üstlenmedi. İstifasının hemen ardından NTV’ye bağlandı ve “Suç varsa, yalnız değildim” açıklamasını yaptı:

Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın (Erdoğan’ın) onayıyla yapıldı. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inanıyorum.”

Eski bakan gitti, yaşasın yeni bakan

Ama Erdoğan bu çağrıya aldırmadı. Bayraktar daha fazla konuşmamaya ikna edildi ve susturuldu. Söylediği sözler, attığı tweetler unutturuldu. Bakanların yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları hasıraltı edildi. Yolsuzluğu belgeleyen, telefonları dinleyen savcılar, polisler hapsedildi.

Mevzu, küllenmeye terk edildi.

O arada Taş Yapı boş durmadı. 2015’te yeni bakana 7 katlı, 280 odalı, 40 milyon lira maliyetli otel projesini sundu. İmar planındaki yeşil alanı da, otelin iç bahçesi olarak dosyaya koydu. TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın itirazına rağmen geçen Ocak ayında Bakanlık, huzurevi yerine yapılacak otelin dosyasını onaylayıp ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) sürecini başlattı.

(www.cumhuriyet.com.tr/haber/cevre/664146/17_Aralik__tape_si_gercek_oluyor.html)

İki ay sonra, Mart başında Bakanlık, “ÇED’e de gerek yok” diyerek Taşyapı’ya son kıyağını yaptı.

(www.diken.com.tr/17-25-aralik-tapesi-gercek-oldu-tasyapinin-oteline-ced-onayi/)

Hesap sorulmayacak sanıyorlar

Küçük bir haberin ardındaki büyük soygunun hikayesini okudunuz.

Sosyal devlete tahsis edilmiş bir sağlık alanının yerine 5 yıldızlı otel kondurulmasının, kent rantının yandaş müteahhitlere dağıtılmasının bir yeni örneği…

Hesap sorulmayacağı zannıyla pervasızlaşan rantiyecilerin dayanışması…

Referandumda çıkacak “Evet” rantçılar için neden önemli; “Hayır”, bizim için neden elzem; bir de bu açıdan düşünün.

2017-03-22T11:40:10+00:00