Benim Meselem

İtiraflar gerektiren bir meselem var.

Mesleğimi yapamamama neden olan öyle acı sebepler var ki!

Gerçekten ilgili olanların bildiklerinin yanı sıra daha acı, koyu sebepler bunlar, dip sebepler, asıllar.

Bugünleri yaşarken hiç de garip gelmeyen sonuçları var bunların.

Sahneler kapatılıyor, oyunculuk eğitimi veren okullar yakılıyor, özel tiyatrolar ağır vergilerle, salonsuzlukla boğuşurken ömürleri kısalıyor, devlet/yerel yönetim elindeki kurum tiyatroları zaten ellerindeki hukuk ile işlevsizleşiyor, karaktersizleşiyor, içleri boşalıyor, sanat kurumlarına sanattan bihaber yöneticiler atanıyor. 

Pespayelik diz boyu.

Konservatuvarlar YÖK ile yok oluyor ilk günden beri, az kaldı onlar da kapanacak.

Bölge tiyatrolarına kayyumlar atanıyor.

Heryerdeki her darbeye tiyatrocular, oyuncular, sanat emekçileri, teknik ekip dostlarımız, emektarlarımız direniyor.

Direnişler kimi zaman toplum tarafından duyulur da olabiliyor.

Bu bizim için çok önemli çünkü devletin ne yaptığı, yapmadığı önemli değil; seyirci olmadığında tiyatro zaten yoktur.

Burada konu çetrefilleşmeye başlıyor.

Seyirci oldurmaya çalışan tiyatrolar, kendi seyircisini oluşturmaya davranan genç tiyatrolar, seyircinin niceliğini önemsemeyen tiyatrolar -ki bunlar az sayılı temsillik oyunlar oynamayı göze almışlardır- ne yapacağını bilemeyen tiyatrolar yaşadığımız kıyım çağında çok büyük efor sarfediyorlar.

Bunların hepsi dışarıdan problemler. 

Korkunç bir zamanın içindeyiz.

Yok gibi var, var gibi yok bir savaş içindeyiz.

Benim meselem bu savaşın içinde savaş ve barışı okumamış ve okuyamayan meslektaşlarım.

Nasıl bir çürüme içinde olduğumuzu görmeyen, görüyorsa da görmezden gelen ya da görmediğini iddia eden, kendini başka türlü görmeye zorlayan meslektaşlarım.

Bugünün içinden bugünü yaşamayarak çıkacağını zannedenler.

Mesleğinin elinden gideceğinden korkarak istemediği oyunlarda istemeye istemeye oynadığı halde bu böyle değilmiş gibi davrananlar.

Bir yandan da aynı korkuyla istemediği oyunlarda -ya da gruplarda- oynadığını sahnedeki her anında belirtenler.

İdare edenler, katlananlar, uyumlananlar, ya sabır çekerek yürüyenler.

Bu mesleği aşksız yapmak, sevişmenin salt seks halidir bence. 

Aşık olduğunda katlanmaz insan, idare etmez, aşkın doğası uyuşamama/yenişememe içerir; uyumlanamaz.

İnsan aşıksa tahammülsüzdür, daha çok ister, azla yetinmez, hemen ister, sabredemez, acı çeker, katlanamaz, aşıksa saklanamaz.

Saklanamayanları seviyorum.

Mesleğimi yapamadığımı anladım; kimin, neye inandığını anlayamıyorum artık.

Ekip olmak, bütün olmak, bütüne hizmet etmek, kendini ortaya koyup kendindeliği teslim etmek, her gece bir öncekinden daha iyi olmak için çalışmak, birbirine el vermek, arka çıkmak, destek olmak, yardımlaşmak, paylaşmak, sahne üstündeki herşeyi daha heyecanlı kılabilmek, birlikte büyümek…

Her söz sahibi bunlar hakkında nutuklar atabilir çünkü sadece nutuk atabilir.

Söz sahibi olunca eylemden düşülüyor bu topraklarda.

Gerçek eylem sahiplerine ise söz düşse dahi nezaketen dinleniyor; o kadar!

Sözünü dinletemeyen aşıkları çok seviyorum.

Kendi ahlakını tiyatro ahlakı diye dayatanlar var bir de!

Ah onlar!

En çok ve hep kendini sevenler onlar, kendine aşık narkisoslar.

Onlar, kendi tapınmaları sekteye uğradığı anda işlerini sekteye uğratırlar.

Onlar savaşın olmadığı zamanlarda da aynıdırlar, savaş ya da barış onları etkilemez çünkü onlar etkilenmez, hayat amaçları etkilemek üzerinedir.

Sahnede de seyirciyi, sahnedeki diğer oyuncuları, hatta perde arkasındaki teknik ekibi hatta hatta kendi kendilerini etkilemek için yaşarlar.

Bu hastalıklarıyla herkesi kendi merkezlerine çekmek, kontrol etmek, yönetmek isterler.

Çok yeteneklileri bunu başarır.

Aslında bunu yeteneklerinin gücü başarır, kendileri değil.

Yeteneği ortalarda seyredenlerse hem kendine hem etraflarındaki herkese azaptır.

İşte onlardan çok var.

O çoklardan biri ayağıma en son dolanan oldu.

Ayıp etti, yazık etti, cürüm etti.

Ve diğerleri de.

Ayıplara karışacağıma kayıplara karıştım ben de.

Ve öğrendim ki hiçbir şey anlamamış, hiçbir şey öğrenmemiş, aynen devam edermiş ayıplarına. 

Edemez.

Benim emsalim üstatlarım.

Benim misalim öğrencilerim.

Benim meselem biri değil benim meselem mesleğim.

Mesele bakarsak eğer; kendine tapanlar erseliktir, tiyatroya aşıklar hakikidir.

Birgün gerçekten çağlayarak akacağız o sahnelerde.

Sadece ve sadece elele tutuşmaktan coşanlarla.

Bütün kemirgenleri, parazitleri, defoları, çiğleri, hastalıkları, zaaf yumaklarını, örümcekleri, kendine şehvet duyanları sava sava…

İnsanı, özü, sözü, ışığı, ateşi, canı, cananı, hayatı ve ölümü, düsturumuzla ve aşkla seve seve.

“Kendi dağının gerillası” Füsun Demirel’e tüm sevgim ve saygımla

 

Not: Tırnak içi tabiri Macit Koper’e aittir, sevgiyle selamlarım.

Şebnem Sönmez

2017-03-13T14:58:51+00:00