Somali, Alman Medyası ve Mülteci Köpek

Ana Sayfa/özgürüz'e yazdılar/Somali, Alman Medyası ve Mülteci Köpek

Canım Kardeşim selam;

Burada her sabah İsa Mesih’ten memleketimdeki tüm insanlar için sağlık, adalet ve huzur diliyorum. Elbette senin adını özellikle geçiriyorum dualarımda. Dile kolay 27 yıllık arkadaşız neticede.

Geçen mektubumda Berlin’de ev bulmak için başlattığım girişimlerden bahsetmiştim sana. Bahsetmez olaydım. Annem ağlayarak aradı beni. “Benim yavrum yaban ellerde perişan olmuş teheeey” diye kıyameti kopardı yeminle.

Kadıncağızı teselli etmek için 140 Euro’luk telefon konuşması yapmak zorunda kaldım. Sanırım artık daha perişan haldeyim. Kalan 274 Euro ile Şubat ayını tamamlayacağız artık.

Fakat müjdemi isterim. Kendi evimize çoluk çocuk yerleşerek huzura kavuşmamızın önünde hiçbir engel kalmadı gayrı. Kolay olmadı elbet.

Anlatayım…

Elimdeki turistik pasaport ile ev tutmak mümkün olmayınca bizim gazetenin Alman partnerinin yöneticisinin kapısını bile çalmadan dalıverdim odasına.

“Bana bakın artık bu konuda devreye girmelisiniz. Yoksa yeminle istifamı basar gidip Selanik’te çiğ köfteci dükkanı açarım. Benim kadar meşhur ve önemli bir gazeteciyi zor bulursunuz siz de” diye kükredim.

Herif çiğ köfteyi anlamadı başta. Ama tehditin ciddi olduğunu hissetmiş olmalı.

Bizim yönetici başka bir şehirde yaşıyor ve haftada bir gün Berlin’e geliyor.

“Siz bir ev beğenin, ben şahsen kurum adına gelip tutayım orayı” dedi ve trene binip gitti.

Hemen Belma’yı arayıp müjdeyi verdim. “Ev işi bende, rahat ol yavrum.”

Emlak işleri ile ilgili bize yardımcı olan Yüksel’e aynı gece internetten bulduğumuz 42 adet ev için mail attım. Hadi Yüksel, artık tutalım evi…

Allah razı olsun Yüksel’den. Böyle durumlarda felaket haberini vermek için sabah 8 gibi arar hep.

“Hayko, evleri görebilmemiz için sizin kurumun evrakları lazım önce” diye uyandırdı sabah beni. Evrak dediği, o şufle diye bir şey var ya burada, sanırım ondan bahsediyor. Kendimden geçtim, Alman halkını bu bankacılık düzeninden kurtarmak boynumun borcudur artık. Merkel ile ilk görüştüğümde koltuğumun altında bu dosyayla gideceğim konuta.

Neyse, evrakları alalım o zaman dedim. Bizim Alman yönetici haftaya geldiğinde verecekmiş onları. Bekledik bir hafta daha mecbur. Küçümseme bunları. Zor hareketler bunlar. “Kiralık ev tutmak için gazetenin referans mektubu ve ticari kaydı lazım” cümlesini İngilizce söylemeyi denesene bir?

“Hay, I want journalizm papers of about money from the bank. And can you write me a wonderfull letter” diye mail attığımdan beri adamcağız yüzüme bakmıyor.

Can Abi benden 9 kelime fazla İngilizce biliyor. Sağolsun evrakları temin etti benim için.

Sana bu satırları yazarken Yüksel’in eve gelip evrakları almasını bekliyorum. Dün gece yastığımın altında sakladım onları.

Yastık demişken, geçen mektupta yastığım olmadığından yakınmıştım sana.

Tanrı Türkiye ve Almanya halklarını korusun. Yüzlerce mail geldi. Bana yastık almak isteyenler erkekler, aynı yastığa baş koymak isteyenler kadınlar, evinde misafir etmek isteyenler gençler gırla.

Fakat ben yine de yastığı komşum Mustafa Altıoklar’dan aldım. Dediydim sana. Mustafa Kemalist ama olsun, o da insan. Nasıl yapsın ki çocuk. Soyadı “Altıoklar” zaten. Takılma, büyük aşk yaşıyoruz karşılıklı.

Yastığı almaya evine gittiğimde “gel biraz laflayalım” diye kandırıp uzun uzun laikliğin ve yüzünü Batı’ya dönen yüz yıllık rejimin kıymetini anlattı bana.

Arada itiraz edesim vardı ama yastık sakata gelmesin diye sustum mecbur.

Evden çıkarken “Memleket yüzünü batıya çevirdi mi bilmem ama Ermeni halkı batıya sürülüp diaspora oldu o rejim sayesinde ulan” deyip kaçtım.

Yarın arayıp özür dileyeceğim. Bazı konularda haklı çünkü.

Kardeşim, Alman medyası bana çok ilgi gösteriyor.

Şimdiden üç belgesel, sekiz röportaj talebi aldım.

Kanal Arte ile ilk çekimi yaptık bile.

Tasarladıkları kurgu da mükemmel. Trenden inip Berlin garında yürüyen “Erdoğan mağduru gazeteciler Almanya’ya geliyor” adamı olacağım.

Trenden inip artist artist yürürken yönetmen birden “Herr Hayko şimdi şaşkınca etrafınıza bakın ve ürkek adımlarla merdivenleri çıkın” demesin mi?

Tam “Ulan şerefsiz benim şimdiye kadar gezmediğim ülke yok, niye şaşkın olayım iki hızlı tren gördük hesabına” diyecektim ki beni ekibin Somalili zannettiklerini anladım.

Öfkeyle “Eeeyy Kanal Arte, eeeyy BBC, hızlı treni, dev havaalanlarını, göğe yükselen binaları, nükleer santralleri sizden öğrenecek değiliz” diye haykırdım. Çaktırma ama bizim Reis haklı olabilir. Almanlar ülkemizi kıskanıyor galiba.

Kardeşim, çocukların okul meselesini merak etmişsin.

Soruşturdum, beş dakikalık iş okula kayıt. Oturum izni alıp, semti belirleyerek bir ev tutup, o semtteki okulların doluluk oranına göre belediyeye başvurarak büyüğü 5. sınıfa, küçüğü kreşe vermek gerekiyormuş. Ama entegrasyon için direkt alman okuluna mı yoksa Türk okuluna mı ya da İngilizce eğitim veren kolej tipi okula mı göndermemiz gerektiği konusunda il genel meclisine dilekçe yazamadım daha.

En kötüsü oğlanları Kreuzberg’de bir dönerci yanına çırak veririm diye avutuyorum kendimi.

Hep benden bahsettik. Biraz seni sorayım diyorum ama hep çekiniyorum.

Bir zalimin ruh haline emanet seksen milyon insanın derdi senin de derdindir, biliyorum.

Berkinimizin annesi Gülsüm Abla uğradı geçen gazeteye. İçim yanıyor hala.

Park açılmış Berkinimiz için Almanya’da. Bir de kütüphane.

İçim yanıyor hala…

Bana az vakit ver. Almanya’nın bürokratik sistemini değiştirir değiştirmez tekrar memleket meselelerine dalacağım.

Hacı anne, hacı babaya çok selam. Abilerine çok selam. Ufaklığı öp benim için.

Not: Berlin çok soğuk. Ama çok soğuk. Bir belediye yetkilisine bu konu hakkında bir şey yapıp yapamayacaklarını sordum. Altı ay içinde olumlu veya olumsuz bir yanıt alacakmışım. Ağustos ayı gibi soğuk sorununu çözecekler galiba. Sen yine de iki kalın mont gönder bana. Burada çok pahalı.

Bir de köpeğimiz Alis’in buraya getirilmesi meselesi var. Prosedürlere baktım internetten. 2023 gibi köpeğimize kavuşacağız sanırım. Bu arada hayvana göz kulak olursan sevinirim.

Hayko Bağdat’tan
mektup var

2017-03-13T13:39:19+00:00