Ankara Üniversitesi D.T.C.F için…

Ana Sayfa/özgürüz'e yazdılar/Ankara Üniversitesi D.T.C.F için…

A.Ü. D.T.C.F için …

Sahip olduğumuz hiçbir şey yok muydu yoksa?

Bir elin verdiğini diğeri mi alıyor yoksa?

Bahşedilmiş özgürlüğün, göğsümüzün ortasına sunulan bağımsızlığın emanet olduğunu mu anlıyoruz yoksa?

Kendi canımızla, emeğimizle, hayalimiz ve edimlerimizle kazanmadığımız hiçbir şeyin sahibi olamayacağımıza göre bizden teker teker ve hatta söke söke alınanlar bizim değil miydi yoksa?

Yetmez ama hayır diyeceğimiz 16 Nisan 2017 gününe kadar bizden alınanları hatırlamak, hatırlatmak istiyorum.

Hukuk bizden alındı, artık hukuk adaletten yana değil.

Eğitim bizden alındı, artık eğitim öğrenim için değil.

Ifade özgürlüğümüz bizden alındı, artık ifade özgür iradenin değil.

Protesto hakkımız alındı, kanunsuzluğu, adaletsizliği, haksızlığı protesto etmek artık vatan hainliği.

Gazetecilerimiz bizlerden alındı, artık gazeteciler, haberciler haber oldular dünyanın gözleri önünde.

Akademisyenlerimiz alındı elimizden, artık uzman eğitmenler olmadan işlenecek dersler söz konusu.

Doğa elimizden vahşice alındı, hunharca kesilen ağaçlar, acımasızca yakılan ormanlar, kıyılarından açıklarına kadar zapt edilen, mahvedilen denizler artık bize hesap sormanın eşiğinde.

Bilim insanları çoktan alındı, gerek yok bilime, TÜBİTAK’ta papaz eriğinden can eriği imal edilebiliyor artık.

Komşuluk alındı, vatansever-darbesavar muhbirler oldu kapı-mahalle komşularımız.

Meclis de elimizden alındı; seçilmiş parti başkanları mecliste değil hapishanede artık.

düşünürler, yazarlar, çizerler, muhalif ruhlu her kim, her ne kesim varsa ya içeride ya da dışarıda suskun bir halde.

Sanat …

Bahis konusu bile değil.

Benim canım ülkeme lazım olan şey sanat değil.

Dünyanın hiçbir kara parçasına benzemeyen şahane ülkem benim.

Üniversiteye kadar bütün eğitim kurumları imam hatipleştirilirken, sınavlarda başarısız olma korkusu yaşayan çocuklar en kötü şeyin imam olmak olduğunu düşünüyorlar.

Bunu onlar düşünmüyorlar.

Bunu kurulan sistemin kendisi zorunlu kılıyor: “sınavda başarısız olursan imam hatipte okursun!”

Herkesi kendilerine benzetmek ile korkutuyorlar; ne ironi!

En son Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi elimizden alındı; dilimiz, tarihimiz ve coğrafyamız “tek vatan, tek millet, tek bayrak” ülküsüne aykırı demek ki.

Demek, gerek yok aslında yepyeni Türkiye’de köklü kurumlara.

Burada okumuş, buradan mezun olmuş, hala burada uzmanlığını sürdürürken yeni öğrenciler yetiştirenlere hiç gerek yok demek ki ve onların öğrencilerine de.

Mesela tiyatro bölümüne ne gerek var?

Tiyatronun kuramına, geleneksel tiyatro düşününe, köy seyirlik göreneklerin araştırılmasına, deneysel sahneye koyuşlara, metinler yazılmasına, yazılı-sözlü metinleri irdelemeye, olamaz olanı sahnelemeye, sahneleme teknikleri araştırmaya, geliştirmeye, yazar, yönetmen, oyuncu, kuramcı yetiştirmeye ne gerek var; değil mi?

Nurhan Karadağ’a, Ayşegül Yüksel’e, Murathan Mungan’a, Özen Yula’ya, Sevda Şener’e, Özdemir Nutku’ya, Melahat Özgü’ye Altan Erkekli’ye, Haldun Boysan’a ve daha nicelerine…

Oyuncuyum.

Mesleğimin ülkemde hiç önemsenmiyor olması benim için acı.

Bunu her daim bilerek yürümüş olsam da koskoca bir kurumun ve onun nadide bölümünün artık olmayacak olması ise kanatan bir acı.

Yıllardır mesleğimin itibarsızlaştırılmasına karşı savaşırken, şimdi göz bebeğimiz AÜ DTCF ye yapılanla bir de yok edilmeye çalışılmasına ne desem bilemiyorum.

Tiyatroları kapattıklarında -Beyoğlu’ndaki tiyatrolar, AKM vb- özel tiyatrolara özel zorluklar getirip yaşamalarını zorlaştırdıklarında, kurum tiyatrolarına yönetmelikler hazırlayarak yerleşip kalifiye oyuncuları, yönetmenleri, sanatçı kadrolarındaki özel insanları anlayamadığımız sebeplerle işten çıkardıklarında ne olduysa şimdi de o olacak.

Konservatuvarların da kapatılmasına yönelik yapacaklarını beklerken mesleğimizi en ulaşamayacakları yerlerde inatla yapacağız.

Sokaklara, apartman altlarına, turne topluluklarına döneceğiz.

Bunca akademisyen, yönetmen, azar, oyuncu, kuramcı, dramaturg her köşeye yayılacak, her yerde, her şeyi yapacak.

Maalesef bizi takip etmeleri zorlaşacak, vergi de alamayacaklar çünkü artık amatör/yarı amatör topluluklar artıyor olacak.

Bizleri yetiştiren üstadlarımızın düsturları kurumlardan her yere yayılacak, nefeslerimizdeki ruhları artık sokaklarda dolaşacak.

Bizlerin ve bizlerin öğrencilerinin de öğrencilerinin ömrünün sonuna dek aldığımız eğitim ve mesleğimizin üstün ahlakı çok uzun yaşayacak.

Maalesef daha zor durumda ama çok daha belalı olacağız.

Ektiğini biçme hali bu işte!

Kapattıkları, talan ettikleri, yağmaladıkları, sefil etmek için epey çabaladıkları o köklü, çok kıymetli kurumlarımıza sahip çıkamamış olmanın ayıbını da biz yaşayacağız.

Doğal olarak bizim sandıklarımızın aslında emanetimiz olduğunu anlayamamış olmakla; bir elden verilenin başka bir elden hoyratça alınması karşısındaki üzüntümüzü ömrümüzce taşıyacağız.

Bu da bizim ayıbımız; kabul etmeli.

Dileğim o ki; bu büyük kayıbı hiç unutmayarak şimdi belki sahiden bizim olanı hayal ve inşa edebileceğiz.

Hocam Güngör Dilmen’in ilk dersimizdeki sözü geliyor aklıma:

“Tiyatro için hiçbir şey gerekmez ama iki şey olmadan da asla olamaz; oyuncu ve seyirci. gerisi nasıl olsa olur. siz iyi oyuncular ve iyi seyirciler olun; olur mu?”

DTCF için üzüntüm derin ve uzun sürecek ama DTCF’lilerin ne kadar inançlı inatçılar olduğunu biliyorum.

Seyirci ve oyuncuyu bir araya getirebilecek her şey için var güçleriyle çabalayacaklarını biliyorum.

Yeni tiyatronun öncüleri olabileceklerini de biliyorum.

Ve öyle olsun…

Şebnem Sönmez

2017-02-16T16:58:11+00:00