Bir kardeşlik masalı

2007’de askerin Abdullah Gül cumhurbaşkanı olmasın diye darbe yaptığını biliyorduk. Bilmediğimiz bir darbe daha varmış meğer:

Erdoğan’ın “kardeşi” Gül’e yaptığı sivil darbe…

Bu ikili arasındaki kardeşlik söyleminin ardında, büyük bir iktidar kavgası, korkunç bir tehdit mekanizması ve ihanetler zinciri olduğu şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başdanışmanı Ahmet Sever’in son kitabı “İçimde Kalmasın”, yıllar yılı yen içine saklanan kırık kolları bütün açıklığıyla ortaya seriyor.

Bu sürecin dönüm noktalarını kitaptan aktarmak istiyorum:

Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi, Nisan 2007’de doluyordu.

Gül aday olunca 27 Nisan e-muhtırası geldi. Asker, Gül’e “Senle olmaz” demişti. Siyaset tıkandı. Erdoğan, sandığa gitmeye karar verdi. Ve 22 Temmuz seçimini, yüzde 46,7 ile kazandı.

Aslında bu, askerin müdahalesine karşı verilmiş bir oy olduğu kadar, Gül’ün Cumhurbaşkanlığına verilmiş bir onaydı. Ama Gül’ün Çankaya’ya çıkması hiç de kolay olmadı. Sever’in kitabından öğreniyoruz ki, 27 Nisan askeri darbesinden sonra Erdoğan’ın sivil darbesi gelmiş.

MİT’ten gelen mesaj

Süreç şöyle işliyor:

Önce Erdoğan’ın yakınındaki isimler medyayı dolaşarak Gül’ü

adaylıktan caydırma yönünde yayınlar yapılmasını telkin ediyor.

Ardından Hasan Celal Güzel, Gül’ü ziyaret edip ‘MİT içindeki

kaynaklarım, Cumhurbaşkanı seçilirseniz darbe olacağını söylüyor” mesajını veriyor. Kendisinin bu görüşmeye Erdoğan’ın tavsiyesiyle geldiğini de ekliyor. (Size de, bahçeye inen helikopteri hatırlattı mı?)

Gül yine vazgeçmiyor.

Aynı günlerde MİT Müsteşarı Emre Taner’in de Gül’e giderek “Eşinizin örtülü olmasından dolayı sizin cumhurbaşkanı olmanızı istemiyorlar” mesajı getirdiğini de hatırlatalım. Sever bir önceki kitabında Gül’ün öfkeyle, “Git söyle onlara, ellerinden geleni arkalarına komasınlar” dediğini aktarmıştı.

Erdoğan’ın, “Gül seçilirse darbe olur” korkusuyla, ”eşinin başı açık bir aday arayışına girdiğini” yazıyor Sever… Tam bu aşamada Gül’e, “Sizi adaylıktan vazgeçirmek için her yolu deniyorlar. Bu oyunu bozmak için adaylığınızı bir basın toplantısıyla açıklayın” tavsiyesinde bulunuyor. Gül kabul ediyor. Tam toplantıya girecekken, “Erdoğan’ı arayıp haber vereyim, televizyondan öğrenmesin” diyor ve makam aracından Erdoğan’la görüşüp kararını açıklıyor.

Gül, seçildikten bir süre sonra Sever’e, “O gün basın toplantısı yapıp adaylığımı açıklamasaymışım, bugün Cumhurbaşkanı olamayacakmışım” diyor.

Durumu Sever, şu cümleyle özetliyor:

“Gül, Erdoğan’a rağmen Cumhurbaşkanı oldu.”

Gül’e özel yasa

7 yıl sonra, 2014’te Gül’ün yeniden adaylığı gündeme gelince,

AKP’de suların yine dalgalandığı anlaşılıyor. Gül’ün aleyhine, Erdoğan’ın danışmanlarının kumanda ettiği bir trol saldırısı başlatılıyor.

Erdoğan, bu kez işi şansa bırakmayıp Gül’ün adaylığına engel olacak bir yasa çıkarttırıyor. Yasaya “Görev yapan cumhurbaşkanının yeniden aday olamayacağı” hükmünü koyduruyor. Yasayı hazırlayan dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, Sever’in kitabındaki ifadeleri ibretlik:

“Bizim Bakanlar Kurulu’na sevk ettiğimiz tasarıda böyle bir madde yoktu; Meclis’teki Komisyon’da eklendi. Erdoğan’a gidip bunun doğrudan Gül’ü hedef aldığını ve yanlış anlamalara yol açacağını söyledim.”

Ama sonuç değişmiyor. Kitapta bunun gerekçesi de var. Erdoğan, bir gazeteciye diyor ki:

“2007’de aday olurken bana emrivaki yaptı, onayımı almadan adaylığını bir basın toplantısıyla açıkladı. Aynı şeyi tekrar yapabilir.”

Sever’e göre “Asıl güvensizlik, Erdoğan’a karşı Gül’de vardı.”

Kardeşlik mi dediniz?

 

“Üç kendini bilmez”

Erdoğan, Gül’ün Köşk’ten inip partinin başına geçmesini nasıl

engelledi peki? Onu da hatırlatalım:

Gül’ün, cumhurbaşkanlığı süresi 28 Ağustos Perşembe günü dolacaktı. “Ya partiye lider olarak dönerse” kaygısı nedeniyle AKP’de etekler tutuşmuştu. Erdoğan hemen MKYK’yı topladı. Büyük bir tuzak hazırlığındaydı: Partinin kongresini, Gül’ün Köşk’ten inmesinden bir gün önce yapacak, böylece Gül’ün önünü kesmiş olacaktı.

Gül, bu oyunu bozmak için, tam AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu’nun toplandığı saatte bir basın toplantısı yapıp “Cumhurbaşkanlığı bittiğinde partime döneceğim” açıklamasını yaptı.

Sonrasında o toplantı odasında neler yaşandığını yine Ahmet Sever’in kitabından, Sadullah Ergin’in tanıklığından öğreniyoruz:

“Erdoğan, kongrenin 27 Ağustos’ta yapılması için oylama istedi. Söz istedim. Kongrenin, Gül’ün önünü kesmek için öne alındığı algısının doğmaması için 2-3 gün geciktirilmesini önerdim. Hüseyin Çelik ve Abdülkadir Aksu da destekledi. Erdoğan tartışmayı kesip ‘Oylamaya geçiyoruz’ dedi.”

Sever, Erdoğan’ın salondan ayrılırken yanındakilere öfkeyle “üç kendini bilmez”den söz ettiğini yazıyor. Üçü de kızakta şimdi…

 

“Tek hamlede damgayı yerler”

Karşı çıksalar veya rakip bir parti kursalar ne olurdu?

Kitapta bunun cevabı da var.Financial Times gazetesinin dış

politika editörü David Gardner, 2017 Nisanında referandum kampanyasını izlerken hükümetin kampanya stratejistlerinden birine soruyor yukarıdaki soruyu… Aldığı cevap şu:

“Tek bir hamle bile yaparlarsa Gülenci olarak damgalanır ve hapse atılırlar.”

Birçoklarının başına bu gelmedi mi?

Kitabın kahramanlarına ne oldu peki:

Erdoğan, bir seferinde MİT Müsteşarını, bir diğerinde Genelkurmay Başkanı’nı göndererek en yakın rakibiyle kadrosunu bertaraf etti.

Çevresi hızla boşalan Gül,  yalnızlığa terk edildi.

Ahmet Sever, şu anda sürgünde bu kardeşlik masalının yaldızını döküyor.

Can Dündar

© https://ozguruz.collateral-freedom.org
21.05.2018

 

2018-05-21T14:50:12+00:00